
Ankara’nın o meşhur, insanın kemiklerine işleyen ayazı sokakları teslim almıştı. Çankaya’daki lüks villasında, devasa camlardan şehrin ışıklarını izleyen 90 yaşındaki Rıza Amca, elindeki sıcak ıhlamuru yudumlarken derin bir iç geçirdi. 1960’larda Ulus Hali’nde tek bir manav tezgahıyla başlayan ticaret hayatı, bugün İç Anadolu’nun en büyük süpermarket ağı olan ‘Özlem Hipermarketleri’ne dönüşmüştü. Adını merhum eşi Özlem’den alan bu zincir, ona milyonlarca lira ve bitmek bilmeyen bir saygınlık kazandırmıştı. Fakat eşi Özlem’in 1992’de vefatından sonra, Rıza Amca’nın dünyası o haldeki küçücük, soğuk manav tezgahından bile daha ıssız hale gelmişti. Evlat sahibi olamamışlardı. Şirketin yönetim kurulunu dolduran hırslı genel müdürler, kâr marjından başka bir şey düşünmeyen takım elbiseli yöneticiler Rıza Amca’nın etrafında pervane oluyordu. Ancak Rıza Amca hepsinin içini okuyordu: ‘Bu ihtiyar ne zaman ölecek de koltuğa biz geçeceğiz?’ diye bekliyorlardı. Rıza Amca, mirasını sadece bilançoları okuyabilen robotlara değil, gözü yaşlı bir insanın halinden anlayan, Anadolu’nun o merhametli hamuruna sahip gerçek bir insana bırakmak istiyordu.
Kararını verdi. Bu, hayatının kumarıydı. Ertesi sabah, bahçedeki depoya indi. Yıllar önce Ulus Hali’nde kışın giydiği o eski, yamalı, içi keçeleşmiş siyah paltoyu buldu. Kömürlüğe girip ellerini ve yüzünü is pas içinde bıraktı. Saçını sakalını birbirine karıştırdı. Ayaklarına altı erimiş, su çeken eski birer bot geçirdi. Evdeki yardımcıların uyuduğu saatte sessizce dışarı çıktı. Sokaklarda kağıt toplayan, açlıktan nefesi kokan bir gariban gibi görünüyordu. Dolmuşa binip, şirketin Kızılay’daki en kalabalık ve en prestijli şubesine gitti.
Otomatik kapılar açılıp içeri girdiğinde, o parlak florasan ışıklar gözünü aldı. İçerideki sıcak hava, yüzündeki soğukla çatışırken, etrafındaki insanların buz gibi bakışlarıyla karşılaştı. Reyonların arasında yavaşça yürürken, yılların yorgunluğunu taşıyan bedeni gerçekten de titriyordu. Manav reyonuna yaklaştı, o kusursuz dizilmiş elmalara bakarken eski günlerini hatırladı. O esnada, tartının başındaki genç çalışan yüzünü ekşiterek geri adım attı. ‘Usta, şunun kokusuna bak, çöp kamyonu gibi maşallah!’ dedi yanındaki arkadaşına fısıldayarak. Bir müşteri sepetini hızla çekip, ‘Güvenlik! Şunu dışarı atın, midemiz bulandı yahu!’ diye söylendi. O an, yıllardır bölge müdürü olarak çalışan, Rıza Amca’nın cebinden primlerini hiç eksik etmediği Sinan belirdi. Sinan, gariban görünümlü Rıza Amca’ya doğru tiksinerek yaklaştı. ‘Sana kim dedi lan buraya girmeyi? Burası aşevi mi? Çık dışarı, yoksa polisi ararım seni nezarete attırırım!’ diye kükredi.
Rıza Amca’nın içi kan ağladı. Demek ki paranın gücü, insanlığı böyle yok ediyordu. Demek ki Özlem adını verdiği bu yer, artık bir ticarethane çöplüğüne dönmüştü. Gözleri doldu, boynunu büktü ve yavaşça kapıya doğru yöneldi. İşte her şeyin bittiğini, bu dünyada merhametin kalmadığını düşündüğü o an… Biri, arkasından gelip ELİNİ ÇOK SIKICA KAVRADI. Bu dokunuş o kadar sıcak, o kadar şefkatliydi ki, Rıza Amca yerinde donakaldı.
Arkasını döndüğünde, üzerinde solmuş bir temizlik önlüğü olan, elleri çamaşır suyundan yıpranmış, kırk yaşlarında bir temizlik görevlisi abla duruyordu. Yaka kartında ‘Fatma’ yazıyordu. Fatma Abla, müdür Sinan’a döndü, ‘Sinan Bey, yapmayın etmeyin. O da insan, babamız yaşında adam. Soğuktan donmuş belli ki, bırakın iki dakika ısınsın, ben sorumluluğu alıyorum’ dedi. Sinan ‘Sen de kovulursun Fatma, karışma!’ dese de, Fatma Abla ihtiyarın koluna girdi. Onu kimsenin görmediği personel mutfağına götürdü. Kendi dolabından çıkardığı temiz bir havluyla Rıza Amca’nın yüzündeki isleri sildi. ‘Üşümüşsün sen amca, kıyamam. Benim rahmetli babam da son yıllarında aklını yitirdi, sokaklarda yattı. Seni görünce içim cız etti’ dedi. Termosundan kendi evinden getirdiği sıcacık tarhana çorbasını bir kaseye döküp Rıza Amca’ya içirdi. Rıza Amca o çorbayı içerken, yıllardır dindiremediği o ruhsal açlığının doyduğunu hissetti. Fatma Abla, cüzdanından çıkardığı 100 lirayı Rıza Amca’nın cebine koydu. ‘Al amcam, bugünlük yevmiyemden arttı. Git kendine sıcak bir çorba daha iç akşam.’
Ertesi gün, Özlem Hipermarketleri’nin yönetim katında acil bir toplantı vardı. Tüm müdürler, bölge sorumluları ve yönetim kurulu oradaydı. Kapı açıldı ve Rıza Amca, jilet gibi takım elbisesiyle, yanında temizlikçi kıyafetleriyle ne olduğunu anlamadan titreyen Fatma Abla ile içeri girdi. Kızılay şube müdürü Sinan, Rıza Amca’yı ve yanındaki Fatma’yı görünce bembeyaz oldu. Rıza Amca masanın başına geçti. ‘Dün,’ dedi gür bir sesle, ‘Kızılay şubesine dilenci kılığında geldim. Beni çöpe atar gibi sokağa atan sizlerdiniz. Beni insan yerine koyup, kendi rızkını benimle paylaşan ise sadece Fatma Hanım oldu.’ Salonda ölüm sessizliği oldu. Rıza Amca avukatına işaret etti. ‘Şirketin hisselerinin yüzde ellisini ve tüm yetkilerimi, bugünden itibaren Fatma Hanım’ın yönetiminde kurulacak olan Özlem Vakfı’na devrediyorum. Ve Sinan… Sen kovuldun. Çünkü bu şirkette çürük elmalara yer yok.’ Fatma Abla gözyaşları içinde Rıza Amca’nın elini öperken, Rıza Amca nihayet huzur içinde gülümsüyordu. Doğru kalbi bulmuştu.