
Kartal Anadolu Adliyesi’nin devasa betonarme yapısı, dondurucu bir İstanbul lodosu altında adeta ürkütücü bir gölge gibi dikiliyordu. Elif, taksiden inerken sekiz aylık karnını korumak içgüdüsüyle ellerini kabanının önünde kavuşturdu. Rüzgar, saçlarını yüzüne savururken içindeki fırtına çok daha büyüktü. Yanında kız kardeşi Ceyda vardı. Ceyda öfkeden deliye dönmüş durumdaydı. ‘Abla, hala inanamıyorum. O evi, o arabayı nasıl bırakırsın o pisliğe? Sen hamilesin, bu çocuğun hakkı var o mallarda!’ diye söyleniyordu. Elif, kardeşinin koluna girdi, yüzünde garip, huzurlu bir tebessüm vardı. ‘Ceyda, bazen en büyük kazanç, kaybetmiş gibi görünmektir. Sadece bekle ve izle.’ Elif, idealist bir edebiyat öğretmeniydi. Tarık ise son yıllarda lüks mimari projelerle adını duyuran, paranın gücüyle gözü kör olmuş bir mimar. Tarık’ın hayatına, yeni projelerinin iç mimarı olan Cansu’nun girmesiyle her şey altüst olmuştu. Cansu, genç, hırslı ve Elif’in deyimiyle ‘vitrin’ bir kadındı. Tarık’ın gözü Elif’i, evliliklerini ve hatta yolda olan bebeklerini bile görmez olmuştu. Boşanma davası için anlaşmaya vardıklarında Tarık, Elif’e sadece öğretmen maaşıyla geçinebileceği ufak bir nafaka ve babasından kalan küçük bir yazlık teklif etmiş, evlilikleri boyunca aldıkları lüks araçları ve Beykoz’daki milyonluk villayı kendisine istemişti. Elif ise tek kelime etmeden kabul etmişti. Adliyenin ağır kapılarından içeri girdiklerinde, 2. Aile Mahkemesi’nin önünde Tarık ve Cansu’yu gördüler. Tarık, pahalı bir kaşmir palto giymiş, etrafa adeta meydan okuyan bir özgüvenle bakıyordu. Cansu ise sabahın bu saatinde abartılı bir makyaj, kürk detaylı bir ceket ve Elif’in bir yıllık öğretmen maaşına denk gelen, en az 60.000 TL değerinde olduğu her halinden belli olan bordo bir tasarım elbiseyle oradaydı. Cansu, Elif’i görünce küçümseyici bir bakış attı. ‘Nasılsın Elif? Bu süreç seni fazla yıpratmamıştır umarım. Malum, bebeğin sağlığı her şeyden önemli. Tarık’ın iş yükü ve benim vizyonum birleşince, o evde artık sana yer kalmamıştı zaten,’ diyerek zehrini akıttı. Elif, Cansu’nun gözlerinin içine bakıp, ‘Hiç merak etme Cansu. O ev, tam da senin vizyonuna layık bir yer. Umarım içinde çok mutlu olursunuz,’ dedi. Tarık araya girerek, ‘Uzatmayalım, imzalarımızı atıp işimize bakalım. Öğleden sonra Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde nikahımız var. Cansu’yu daha fazla bekletmek istemiyorum,’ dedi. Hakim karşısında süreç hızlı işledi. Hakim bile Elif’in bu kadar kolay vazgeçmesine anlam verememiş, ona acıyarak bakmıştı. İmzalar atıldı, evlilik bitti. Öğleden sonra, Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin deniz manzaralı salonunda Tarık ve Cansu, şampanyalar eşliğinde nikah memurunun karşısına geçtiler. ‘Evet’ler havada uçuştu, alkışlar koptu. Tam o sırada salonun kapısı açıldı ve Elif, yüzündeki o sarsılmaz gülümsemeyle içeri girdi. Elinde resmi mühürlü bir dosya vardı. Yavaşça gelin ve damadın masasına yaklaştı. ‘Sizi tebrik etmeye geldim,’ dedi Elif, dosyayı masaya bırakırken. ‘Ve Tarık, sana bir devir teslim tutanağı getirdim.’ Tarık dosyayı açtığında yüzündeki gülümseme dondu. Kağıtları okudukça rengi kül gibi oldu. Elif’in ona seve seve bıraktığı Beykoz’daki milyonluk villa, aslında sit alanı üzerine kaçak inşa edilmişti. Elif, boşanmadan haftalar önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan gelen yıkım kararını gizlice teslim almış ve sümen altı etmişti. Dosyadaki belgelere göre, villanın sadece yıkım kararı yoktu; aynı zamanda arazinin gerçek sahipleri olan mirasçılar, inşaatı yapan Tarık’ın şirketine tam 150 milyon TL’lik devasa bir tazminat ve dolandırıcılık davası açmıştı. Elif devam etti: ‘O çok sevdiğiniz, uğruna yuvamı yıktığınız o villa yarın sabah dozerlerle yıkılacak Tarık. Ve mahkeme kararına göre, o evin yasal sahibi sen olduğun için, 150 milyonluk ceza, enkaz kaldırma bedelleri ve dolandırıcılık suçlamaları tamamen senin şahsına ait. Şirketine haciz kararı bu sabah çıktı.’ Cansu panikle dosyaya uzandı, okudukları karşısında nefesi kesildi. ‘Sen… Sen ne yaptın?’ diye kekeledi Cansu. Elif, Cansu’nun o pahalı bordo elbisesine bakarak, ‘Vizyoner kocanla yeni hayatına hoş geldin Cansu. Artık o pahalı elbiselerini haciz memurları geldiğinde giyersin. Benim ise babamdan kalan temiz birikimim ve huzurla büyüteceğim bir bebeğim var,’ dedi. Elif, ikisini de o yıkımın ortasında bırakıp, Kadıköy’ün iyot kokulu, serin havasına doğru yürürken, özgürlüğün tadını çıkarıyordu.