
Ankara’nın o meşhur, kemiklere işleyen ayazı, Sıhhiye Adliyesi’nin bahçesindeki çıplak ağaçların dallarını titretiyordu. Selma, sabahın erken saatlerinde simit ve çay satan seyyar satıcıların yanından geçerken, sekiz aylık hamileliğinin verdiği ağırlıkla yavaş ama son derece kararlı adımlar atıyordu. Yanında, ona yıllardır yoldaşlık eden meslektaşı ve sırdaşı, eczacı kalfası Ahmet Abi vardı. ‘Selma Abla, Allah aşkına, bırak bu adamın yakasını. Kendi pisliğinde boğulsun. Sen karnındaki sabiye odaklan,’ diyordu Ahmet Abi, Selma’nın yaşayacağı stresten endişe ederek. Selma, siyah beresini düzeltti, gözlerindeki o soğuk, Ankaralı inadıyla parlayan ifadeyle gülümsedi. ‘Ahmet Abi, ben yıllarımı, eczanemin tüm kazancını onun o sahte krallığını kurması için harcadım. Şimdi o krallığın temelini çekme vakti.’ Selma, başarılı bir eczacıydı. Kocası Volkan ise Ankara’nın en gözde semtlerinden Çankaya’da, zenginlerin akın ettiği özel bir estetik ve plastik cerrahi kliniğinin sahibi, ‘yıldız’ bir cerrahtı. Ancak Volkan’ın bu şatafatlı hayatı, sadece kendi yeteneğiyle değil, Selma’nın eczanesinden sağladığı sermaye ve yasal ruhsat teminatlarıyla kurulmuştu. Volkan’ın ihaneti, sıradan bir aldatma değildi. Klinikte işe başlayan genç, hırslı ve acımasız klinik yöneticisi Banu ile sadece yatmakla kalmamış, aynı zamanda Selma’nın yasal uyarılarını hiçe sayarak merdiven altı, ruhsatsız estetik malzemeleri ithal edip Banu ile ortak gizli bir şirket kurmuşlardı. Selma bunu, kliniğin mali kayıtlarını incelerken fark etmişti. Banu, gençliğini ve güzelliğini kullanarak Volkan’ı tamamen avucunun içine almıştı. Adliye koridorunun o loş ışığında karşılaştılar. Volkan, o her zamanki ukala tavrıyla, üzerine oturan gri takım elbisesiyle oradaydı. Banu ise, Selma’nın aylık eczane gelirini bile aşan, en az 50.000 TL’lik özel tasarım, vücudunu saran bordo bir elbiseyle, sanki bir podyumda yürüyormuşçasına adımlıyordu. Banu, Selma’nın şişkin karnına bakıp yapay bir üzüntüyle dudak büktü. ‘Ah Selma… Gerçekten bu halde buraya gelmen çok üzücü. Volkan’ın enerjisine ve kliniğin büyüme hızına ayak uyduramadın. Bazen kadınların sınırlarını bilmesi gerekir. Biz Volkan’la sadece bir aile değil, dev bir sağlık imparatorluğu kuruyoruz,’ dedi. Selma sakinliğini zerre bozmadı. ‘İmparatorluklar bazen kağıttan kalelerdir Banu. Rüzgarın nereden eseceği hiç belli olmaz,’ diye yanıtladı. Volkan alaycı bir şekilde güldü, ‘Selma, felsefe yapmayı bırak. Avukatların anlaştığı gibi, sen eczaneni alıyorsun, klinik ve ev bende kalıyor. Çocuğun masraflarını karşılayacağım. Uzatmadan bitirelim şu işi.’ Duruşma kısa ve netti. Hakim tokmağı vurduğunda, Selma ile Volkan resmen yabancıydı artık. Volkan ve Banu, adliyeden çıkar çıkmaz, akşamki şatafatlı düğünleri için Çankaya’daki lüks bir otele geçtiler. Akşam olduğunda, balo salonu Ankara’nın cemiyet hayatıyla dolup taşıyordu. Banu beyaz gelinliğiyle kuğu gibi süzülürken, Volkan kadehini kaldırıp yeni eşine ve ‘başarılarına’ kadeh kaldırıyordu. Tam pastanın kesileceği an, salonun kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye Selma girmedi. Onun yerine, sivil giyimli, ellerinde çantalar olan polisler eşliğinde Sağlık Bakanlığı müfettişleri ve Mali Şube ekipleri girdi. Müzik aniden kesildi, davetliler şaşkınlıkla fısıldaşmaya başladı. Başmüfettiş doğrudan Volkan ve Banu’nun yanına yürüdü. ‘Volkan Bey, kliniğinizde kullanılan kaçak botoks ve implant malzemeleri ile ilgili hakkınızda nitelikli dolandırıcılık ve insan sağlığını tehlikeye atma suçlarından yakalama kararı var. Ayrıca, kliniğin yasal ruhsat hamili olan eski eşiniz Selma Hanım, bugün itibarıyla tüm mesul müdürlük ve yasal teminatlarını geri çekmiş, ruhsatınızı iptal ettirmiştir.’ Volkan’ın elindeki şampanya kadehi yere düşüp tuzla buz oldu. Banu ise dehşet içinde çığlık attı. ‘Nasıl yani? Klinik kapandı mı? Bizim paralarımız ne olacak?!’ diye bağırdı. Müfettiş acımasızca gerçeği yüzlerine vurdu: ‘Sadece kapanmakla kalmadı hanımefendi. İkinizin üzerine kurulan paravan şirket üzerinden yapılan tüm kaçakçılık faaliyetleri MASAK tarafından belgelendi. Milyonlarca liralık vergi cezası ve hapis istemiyle karşı karşıyasınız. Lütfen bizimle emniyete kadar gelin.’ O sırada Selma, evinin sıcak salonunda, elinde bir bardak ılık sütle televizyon izlerken, telefonuna gelen “Baskın yapıldı, her şey bitti” mesajını okudu. Yüzünde derin, intikamı alınmış bir kadının huzurlu gülümsemesi belirdi. Karnını hafifçe okşadı, ‘Bizim imparatorluğumuz yeni başlıyor bebeğim,’ diye fısıldadı.