FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 12 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Kanserli Annenin İhanetle Sınavı: İlaç Paralarımızla Kurulan Korkunç Tuzak

Benim adım Aylin. Hayatımın baharında, otuz beş yaşındayken göğüs kanseri teşhisi aldım. Hastalığımın duyulmasıyla evimize çöken o ağır matem havasını dağıtan tek şey, yedi yaşındaki kızım Ceren’in o boncuk boncuk bakan gözleriydi.

Hastanede geçirdiğim o uzun, kusmaktan boğazımın tahriş olduğu günlerde bile Ceren’in geleceğini, onun ruh sağlığını düşünmek zorundaydım. Ceren sanata aşıktı. Çamurdan heykeller yapar, kağıtlara dünyaları çizerdi. Hastalığımdan önce onu Çankaya’daki o çok prestijli sanat okuluna ben götürürdüm. Ancak kemoterapi seanslarım ağırlaşıp beni yatağa mahkum edince, eşim Selim’in annesi Müzeyyen Hanım kontrolü ele aldı.

Müzeyyen Hanım, benim devlet yurdunda büyümüş olmamı hiçbir zaman sindirememiş, elitist bir kadındı. ‘Bizim köklü ailemize bir öksüzü layık gördün ya, pes’ derdi Selim’e her fırsatta.

Ama benim bu zayıf düşmüş halimde, Ceren’i sanat okuluna götürmek için gönüllü oldu. ‘Sen canını sıkma, torunumun eğitimi bende’ diyerek her hafta içi salı ve perşembe günleri Ceren’i evden alıyordu.

Sanat okulunun seansı 1.800 TL’ydi. Selim’in maaşı benim hastane masraflarıma zar zor yetiyordu ama ben kendi özel takviye ilaçlarımdan kesip, o 3.600 lirayı her hafta Müzeyyen Hanım’ın pahalı deri çantasına koyuyordum. Haftalar geçti. İlk başlarda her şey mükemmeldi. Ancak anne içgüdüsü denen o lanet his bir kere uyanmaya görsün.

Fark ettim ki Ceren eve geldiğinde üstünde hiç o çok sevdiği kil veya boya lekeleri olmuyordu. Çocuğun parmakları bile tertemizdi. Daha da kötüsü, eskiden bana ballandıra ballandıra anlattığı sanat dersleri hakkında artık tek kelime etmiyordu.

Müzeyyen Hanım’a, ‘Anne, Ceren’in yeni yaptığı bir şeyler yok mu? Odasına asalım’ dediğimde, Müzeyyen Hanım o meşhur kibirli tavrıyla, ‘Ay Aylin, hoca özel bir teknik öğretiyormuş, kağıtlar özel fırında kuruyormuş, o yüzden vermiyormuş’ dedi. Bir gün sonraki bahanesi ise, ‘Ceren fırçasını kırmış, resim yarım kalmış’ oldu.

Yalan söylediğini gözlerindeki o saniyelik titremeden anladım. Ceren’i yatağımın kenarına oturttum. Saçlarını okşayarak, ‘Kızım, sanat okulunda canını sıkan bir şey mi var?’ diye sordum. Ceren gözlerini yere indirdi, elleriyle oynamaya başladı ve sanki kafasına vura vura ezberletilmiş gibi, ‘Biz resim kursuna gidiyoruz anne. Sadece oraya gidiyoruz. Babaannem çok iyi biri’ dedi. Bu bir cevap değil, bir savunma metniydi!

O gün Selim işteyken Çankaya’daki okulu aradım. Telefondaki yetkili, ‘Aylin Hanım, Ceren’in kaydını iptal ettik. Tam beş haftadır gelmiyor, ödemesi de yapılmadı’ dediğinde beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Beş hafta! On binlerce lira para!

Benim kanser ilaçlarımdan kestiğim paralar… Ve en önemlisi, benim küçücük kızım koca gün boyunca bu kadınla neredeydi? Ertesi gün salıydı. Evden çıkarken Müzeyyen Hanım’ın cebine parayı koydum. Onlar asansöre bindiğinde, ben de acıdan sızlayan eklemlerime inat merdivenlerden indim. Çıktıklarında sokağın başından bir taksiye bindiler.

Hemen arkalarından başka bir taksi çevirip, ‘Şu öndeki aracı takip et abi’ dedim. Taksi Çankaya’ya değil, Altındağ tarafına, Çinçin mahallesinin o tekinsiz, dar sokaklarına doğru girmeye başladı. İçimdeki korku büyüyordu.

Eski, sıvası dökülmüş, pencereleri demir parmaklıklı bir gecekondunun önünde durdular. Müzeyyen Hanım etrafı kolaçan edip çantasından çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. İçeri girdikleri an arabadan indim. O demir kapıyı nasıl ittiğimi, o merdivenleri nasıl indiğimi inanın hatırlamıyorum.

Kapıyı hızla açtığımda karşılaştığım manzara, beni cehennemin dibine itti. Burası havasız, rutubetli ve ağır bir uyuşturucu/alkol kokusuyla dolu bir izbeydi. İçeride, Selim’in yıllar önce aileden aforoz ettiği, uyuşturucu bağımlısı ve sabıkalı abisi Hakan vardı! Müzeyyen Hanım, kocasından ve diğer oğlundan gizli gizli bu adamla görüşüyor, benim kızımın resim kursu parasını bu adamın zehir parası olarak ellerine sayıyordu.

Daha da korkuncu, o uyuşturucu krizleri geçiren, gözleri dönmüş adamın yanındaki koltukta Ceren oturuyordu! Benim kızım, bu bataklığın içinde, burnunu tutarak korkuyla duvara sinmişti.

‘Ceren!’ diye feryat ettim. Hakan yerinden sıçradı, Müzeyyen Hanım ise ‘Aylin, dur yanlış anladın, o onun amcası!’ diye zırvalamaya başladı. ‘Bana yaklaşma!’ diye kükredim. Ceren koşarak boynuma sarıldı. Çocuğumu kucağıma aldığım gibi o evden kaçtım.

Arkama bile bakmadım. Karakola gidip şikayetçi oldum. Polis o gece o eve baskın yaptı, Hakan uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı. Selim gerçeği öğrendiğinde annesini kapının önüne koydu, onunla tüm bağlarını kopardı.

Müzeyyen Hanım, benim paramla oğlunu zehirlerken, torununun hayatını tehlikeye atmanın bedelini yapayalnız, mahkemelerde sürünerek ödedi. Hastalığıma gelince…

O gün o kapıyı kırarken içimde uyanan güç, tedavime de yansıdı. Ben bu kanseri yendim. Çünkü benim kızımın bana ihtiyacı vardı ve onu o karanlığa bir daha asla teslim etmeyecektim.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com