FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 11 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Şehit Pilotun Evine Her Gece Bırakılan Gizemli Hediyeler ve Çocukların Çığlığı: ‘Anne, Babam Geldi!’

Kocam Alper gittiğinde, sanki bu evin ruhu da onunla birlikte o gökyüzüne çekilip gitti. Alper, Türk Hava Kuvvetleri’nde görevli, vatanına aşık bir F-16 pilotuydu. Eskişehir’deki o uğursuz görevden geri dönmediğinde, dünya benim ve iki çocuğum için durmuştu. Bir binbaşının eşi olarak her zaman hazırlıklı olmam gerektiğini biliyordum ama insanın canından can kopunca hiçbir hazırlık o boşluğu doldurmaya yetmiyormuş.

Cenaze töreninden sonraki aylar bir sis bulutu gibi geçti. 7 yaşındaki oğlum Kerem ve 5 yaşındaki kızım Zeynep, babalarının bir daha o kapıdan içeri girmeyeceğini bir türlü kabullenemiyordu. Evimiz yas tutan bir sessizliğe gömülmüştü. Ta ki o ilk hediye kapımızın eşiğinde belirene kadar.

Bir sabah kapıyı açtığımda, paspasın üzerinde bir demet papatya buldum. Herhangi bir papatya değildi bunlar; Alper’in beni her gördüğünde, bazen yol kenarından topladığı, bazen en şık buketi yaptırdığı o en sevdiğim kır papatyalarıydı. Üzerinde not yoktu, kimden geldiği belli değildi. Komşulardan biri nezaket yapmıştır diye düşündüm ve vazoya koydum.

Ertesi gün, bu kez Kerem için küçük, ahşap bir oyuncak uçak vardı kapıda. Alper’in Kerem’e yapacağına söz verdiği ama bitiremediği o uçağın tıpatıp aynısıydı. Bir sonraki gün ise Zeynep için kırmızı elbiseli, örgü bir bebek… Zeynep bebeği görür görmez göğsüne bastırdı ve gözleri parlayarak, ‘Anne, babam getirdi bunu değil mi?’ diye sordu.

Düğüm düğüm olan boğazımla ne diyeceğimi bilemedim. ‘Baban bizi hep izliyor kızım,’ diyebildim sadece. Ama olaylar burada bitmedi. Her gece yeni bir şey geliyordu. Bir paket sıcak çikolata, yanına iliştirilmiş küçük bir not: ‘En güçlü anneye.’ El yazısı tanıdık değildi ama verilen mesajlar o kadar kişisel, o kadar ailemize özeldi ki, içimde bir yerlerde korkuyla karışık bir umut yeşermeye başladı.

Bir akşam Kerem yanıma gelip, ‘Anne, ben dün gece babamı gördüm. Bahçedeydi. Ama içeri giremiyor, sadece hediyeleri bırakıp gidiyor,’ dediğinde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Zeynep de onu onayladı: ‘Evet anne, ben de duydum. Botlarının sesini biliyorum.’ Çocukların bu masum inancı beni mahvediyordu. Birilerinin bizimle, bizim acımızla oyun oynadığını düşünmeye başladım.

O gece uyumamaya karar verdim. Işıkları kapattım, salondaki koltuğa büzüldüm ve pencereden bahçeyi izlemeye başladım. Saat gece yarısını vurduğunda, bahçe kapısının gıcırtısını duydum. Karanlığın içinden bir gölge süzüldü. Başında bir kapüşon vardı, adımlarını sanki yerdeki yaprakları bile incitmek istemiyormuş gibi dikkatle atıyordu. Merdivenlere yaklaştı, elindeki küçük paketi kapının önüne bıraktı ve tam arkasını dönüp gidecekken fırladım.

Kapıyı hızla açıp bahçeye atladım. ‘KİMSİN SEN? Ne istiyorsun bizden?’ diye bağırdım. Sesim gecenin sessizliğinde yankılandı. Yabancı duraksadı, omuzları çöktü. Kaçmaya çalışmadı. Yavaşça arkasına döndü ve kapüşonunu indirdi. Ay ışığı yüzüne vurduğunda nefesim kesildi, dizlerimin bağı çözüldü.

‘Sen miydin?… Ama bu nasıl mümkün olabilir?!’ Karşımda duran kişi, Alper’in o son uçuşundaki kol uçuşu arkadaşı, en yakın dostu Üsteğmen Mert’ti. Ama Mert, o kazadan sonra ağır yaralanmış ve aylarca hastanede yatmıştı. Herkes onun bir daha yürüyemeyeceğini, psikolojik olarak toparlanamayacağını söylüyordu.

Mert, gözyaşları içinde bana bakıyordu. ‘Elif Abla, özür dilerim,’ dedi sesi titreyerek. ‘Alper o gün motor arızası yaptığında, fırlatma koltuğunu kullanmadan önce telsizden son bir şey söyledi. Bana ‘Mert, eğer bana bir şey olursa çocuklarım sana emanet. Kerem’in uçağını bitiremedim, Zeynep’e o bebeği alacaktım, Elif’e papatya götürecektim… Onları sakın yalnız bırakma’ dedi.’

Hıçkırıklara boğuldum. Mert konuşmaya devam etti: ‘Hastaneden çıkar çıkmaz buraya gelmek istedim ama yüzüne bakacak yüzüm yoktu. O şehit oldu, ben kurtuldum… Bu suçlulukla kapınızı çalamadım. Sadece vasiyetini yerine getirmek istedim. Onu gerçekten kapıda gördüklerini sanmalarını istedim çünkü Alper gerçekten de her an buradaydı, benim zihnimdeydi.’

O gece anladım ki, sevgi sadece kan bağıyla veya hayatta olmakla sınırlı değildi. Alper gitmişti ama geride bıraktığı dostluk ve vefa, çocuklarımıza babalarının hâlâ onları düşündüğünü hissettirecek kadar güçlüydü. Mert’i içeri davet ettim. Çocuklar sabah uyandıklarında karşılarında babalarının en sevdiği ‘Mert amcalarını’ ve babalarından gelen son mesajları buldular. O günden sonra evimizdeki o ölü sessizliği yerini, anıların sıcaklığına bıraktı. Alper belki gökyüzündeydi ama kanatları hâlâ üzerimizdeydi.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com