
Fatih’in dar sokaklarındaki evimizin duvarları, son iki yıldır bana bir hapishane gibi geliyordu. Kızım Rüya’yı, o korkunç trafik kazasında kaybettiğimden beri ruhum bedenimi terk etmiş gibiydi. Kaza o kadar şiddetliydi ki, eşim Kemal ‘Onu o halde görmeni istemiyorum, aklında hep o güzel haliyle kalsın’ diyerek tabutun açılmasına izin vermemişti. Kapalı bir tabuta sarılarak veda etmiştim biriciğime.
Kemal, bu süreçte adeta buzdan bir heykele dönüşmüştü. Cenaze namazı, defin işlemleri, polis raporları… Her şeyi olağanüstü bir soğukkanlılıkla halletmişti. Ben ise antidepresanların uyuşturduğu bir zihinle, günlerce yataktan çıkamamış, Rüya’nın Balat’taki okulunun önünden geçmemek için yolumu değiştirir olmuştum.
Geçtiğimiz Perşembe günü, dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken telefonum çaldı. Ekranda Rüya’nın eski okulunun, Fatih İlköğretim Okulu’nun numarası yanıp sönüyordu. Kalbim bir an tekledi. Belki de bir anma töreni veya eski bir evrak içindi.
Telefonu açtığımda karşıda okul müdüresi Selma Hanım’ın telaşlı sesi vardı. ‘Leyla Hanım? Sizi aramakta çok tereddüt ettim ama… Odamda bir kız çocuğu var. Israrla annesinin siz olduğunuzu söylüyor.’
‘Selma Hanım, ne dediğinizin farkında mısınız?’ dedim öfkeyle karışık bir acıyla. ‘Benim kızım trafik kazasında öldü. Siz de cenazesine geldiniz!’
‘Biliyorum Leyla Hanım,’ dedi kadın titreyen bir sesle. ‘Ama bu çocuk adının Rüya olduğunu söylüyor. Gözündeki o küçük doğum lekesine kadar… Dosyasındaki fotoğrafla tıpatıp aynı. Lütfen bir konuşun.’
Telefonun ahizesinden gelen hışırtının ardından duyduğum ses, kanımı dondurdu.
‘Anne? Lütfen beni buradan al. Babamın beni bıraktığı o kadını hiç sevmiyorum.’
Beynimden vurulmuşa döndüm. Nefes alamıyordum. Bu bir şaka olamazdı, bu bir benzerlik olamazdı. Bu, geceleri uykumda duyduğum, her sabah yokluğuyla uyandığım kızımın ta kendisiydi.
O sırada kapı çaldı ve Kemal içeri girdi. Elindeki ıslak şemsiyeyi kenara bırakırken yüzüme baktı. Yere yığılmak üzereydim.
‘Leyla? Ne oldu, suratın kireç gibi?’
‘Rüya…’ kelimesi dudaklarımdan zorlukla döküldü. ‘Okuldaymış. Beni aradı.’
Kemal’in elindeki şemsiye büyük bir gürültüyle yere düştü. Göz bebekleri büyüdü, çenesi seğirmeye başladı. Bana doğru bir adım atıp kolumu sertçe tuttu.
‘Ne saçmalıyorsun sen? O öldü! Bu şerefsiz telefon dolandırıcılarının yeni oyunu. Milletin acısıyla oynuyorlar. Hemen kapat şu telefonu!’
‘Sesi oydu Kemal! Doğum lekesini biliyorlar!’ diyerek kolumu kurtarmaya çalıştım. Arabanın anahtarına uzandığımda Kemal bütün cüssesiyle kapıya yaslandı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim vahşi bir panik vardı.
‘Gitmeyeceksin Leyla! Seni o halde tekrar görmeye dayanamam. Ben polisleri ararım, sen odana geç!’
‘Neden polisten önce benim gitmemden korkuyorsun Kemal?’ diye bağırdım. Aklımdaki şimşekler çakmıştı. O kaza… Kapalı tabut… Hastane sürecinde beni eve kilitlemesi… ‘O tabutta kim vardı Kemal?!’
Onun bir anlık boşluğundan faydalanıp karnına dirseğimi geçirdim ve kapıyı açıp merdivenlerden aşağı koştum. Fatih’in yağmurlu ve dar sokaklarında arabayı nasıl sürdüğümü, o yolu nasıl bitirdiğimi bilmiyorum. Okulun bahçesine arabayı çapraz bir şekilde terk edip içeri daldım.
Müdürenin odasına girdiğimde, üzerinde pahalı ama ona büyük gelen kıyafetler olan bir kız çocuğu bana bakıyordu. Gözündeki o tanıdık damla şeklindeki leke… O an dünya durdu. Rüya koşarak bacaklarıma sarıldı. ‘Anne, söz veriyorum bir daha yaramazlık yapmayacağım. Lütfen beni o teyzeye geri verme.’
Hıçkırıklara boğularak kızıma sarıldım. Müdür Selma Hanım polisi çoktan aramıştı. Karakolda çözülen düğüm, midemi bulandıracak kadar korkunçtu.
Kemal’in yıllardır Ankara’da gizli bir hayatı, başka bir kadından bir ailesi daha varmış. Ancak o kadının asla çocuğu olamıyormuş. Kemal, kurduğu şeytani planla o gün kaza yapmış gibi göstermiş, rüşvet yedirdiği görevlilerle sahte bir defin işlemi düzenlemişti. Tabutun içi taş ve toprakla doluydu. Benim biricik kızımı ise ‘Annen seni istemiyor, artık yeni annen bu’ diyerek o kadına vermişti.
Rüya, iki yıl boyunca o evde esir hayatı yaşamış, nihayet kadın hastalandığında evden kaçmayı başarıp İstanbul’a, Fatih’e dönen bir yolcu otobüsüne gizlice binmişti. Kemal tutuklandığında yüzüme bile bakamadı. Ona verilen ceza ne olursa olsun, benden çaldığı iki yılın bedelini ödeyemez. Ama artık umurumda değil. Kızım kollarımda ve biz yeniden nefes alıyoruz.