FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 12 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Gece Vardiyasında Bir Anneye Edilen 150 Liralık Yardım, Hayatımı Tamamen Değiştirdi

Haber Görseli

Adım Hasan. Kırk dokuz yaşındayım. İstanbul E-5 karayolu üzerinde, Sefaköy taraflarındaki büyük bir benzin istasyonunda yıllardır gece vardiyasında çalışıyorum. İnsanların kırk dokuz yaşında gece nöbetine kalmasının genellikle tek bir sebebi vardır: Hayatın bir yerinde hesapların şaşması. Benim hesabım da kızımın üniversite eğitimi için çektiğimiz 1.500.000 TL’lik kredi ve her geçen gün eriyen 35.000 TL’lik maaşımla bir türlü denkleşmeyen mutfak masraflarımızla şaşmıştı. Geceleri çalışmak fiziksel olarak yıpratıcıydı ama en azından primler ve gece mesaisi farkıyla ay sonunu zar zor da olsa getirebiliyorduk.

Kasım ayının ortalarıydı. İstanbul’un o iliklere işleyen, insanın yüzüne ustura gibi çarpan ıslak ve soğuk rüzgarı esiyordu. Saat 23:30’u biraz geçiyordu. İstasyonun içi sakin, dışarıda ise sadece tek tük geçen tırların homurtusu vardı. Market bölümündeki bayatlamış çaydan bir yudum aldım. Bardak kartondu, çay ise saatlerdir kaynamaktan acımış, adeta zift gibi bir tat almıştı. Tam o sırada otomatik kapı tıslayarak açıldı.

İçeriye bir kadın girdi. Yirmili yaşlarının sonlarında, belki otuzlarının başındaydı. Üzerindeki kaşe mont yağmurdan sırılsıklam olmuştu ama asıl dikkatimi çeken bu değildi. Omzunda, yüzünü annesinin boynuna gömmüş, mışıl mışıl uyuyan tahmini iki yaşlarında bir çocuk vardı. Kadının yüzündeki ifadeyi tarif etmem zor. Gözlerinin altı morarmış, yanakları çökmüştü. Bu sadece uykusuzluk değildi. Bu, insanın ruhunun yorulduğu, umudun tükendiği o karanlık yerin faturasıydı. Adımlarını sürüyerek marketin reyonları arasında dolaşmaya başladı.

Bir süre sonra kasaya geldi. Titreyen elleriyle tezgaha üç parça eşya bıraktı: Küçük bir kutu süt, bir somun ekmek ve marketin en ucuz markasından bir paket bebek bezi.

Barkodları okuturken göz ucuyla ona bakıyordum. Çocuğun nefes alışverişi sessizliği bozuyordu. ‘Hepsi 485 lira tuttu abla,’ dedim yumuşak bir sesle. Türkiye şartlarında bu üç parça şeyin bu kadar tutması her gün içimi sızlatıyordu ama yapacak bir şey yoktu.

Kadın, eski püskü deri çantasının fermuarını çekti. İçindeki bozuklukları, buruşuk banknotları tezgaha döktü. Tek tek, adeta her bir kuruşun hesabını yaparak saydı. Sonra yüzü düştü. Yanaklarından bir damla yaşın süzüldüğünü gördüm. Bana doğru eğildi, sesinin titremesine engel olamayarak fısıldadı: ‘Sadece 335 liram var… 150 liram eksik. Acaba… bebek bezini geri bırakabilir miyim? Sadece sütü ve ekmeği alsam?’

O an gözümün önüne kendi kızımın bebekliği geldi. O bezin o gece o çocuğa ne kadar lazım olduğunu bir baba olarak çok iyi biliyordum. Kendi cebimdeki son parayı, yol paramı düşündüm ama zihnim benden önce kararını vermişti bile. Düşünmeme bile fırsat kalmadan, elimi cebime attım. ‘Sorun değil abla,’ dedim, bez paketini poşete koyarken. ‘Üstünü ben tamamlarım, sen canını sıkma.’

Kadın bana sanki uzaydan gelmişim gibi, anlamayarak baktı. Gözlerindeki o çaresizlik yerini büyük bir şaşkınlığa bırakmıştı. ‘Ama…’ diye kekeledi. ‘Sizi tanımıyorum bile. Neden bunu yapıyorsunuz?’

‘Saat çok geç,’ dedim usulca, poşeti ona uzatırken. ‘Çocuk da üşümüş. Sadece sağ salim evinize gidin, tamam mı? Helali hoş olsun, düşünmeyin.’

Kadın paketi aldı, gözlerinden boşalan yaşlara engel olamayarak başını salladı. ‘Allah sizden razı olsun, Allah ne muradınız varsa versin’ diye mırıldanarak gecenin karanlığına, o dondurucu yağmurun içine karışıp gitti.

O gece vardiya bittikten sonra sabah metrobüsüne binecek param kalmadığı için istasyondan eve kadar üç kilometre yağmurda yürüdüm. Ama içimde garip bir huzur vardı. Karıma olan biteni anlatmadım. Zaten zar zor geçiniyorduk, bir de 150 liranın lafı olmasın istedim. Hayat rutinine geri döndü. Faturalar, gece nöbetleri, müşteri şikayetleri…

Tam bir hafta sonra, Cuma sabahı vardiyamı devretmek üzereyken müdürümüz Tarık Bey beni arka taraftaki dar ofisine çağırdı. Tarık Bey genelde sadece birini işten çıkaracağı zaman ya da kasada açık çıktığında çalışanları o odaya çağırırdı.

İçeri girdiğimde yüzü çok ciddiydi. ‘Geçen Cuma gecesi, bir kadının alışverişini sen mi ödedin Hasan?’ diye sordu.

Mideme kramplar girdi. Acaba kasada açık mı vermiştim? Kamera kayıtlarını izleyip prosedür hatası yaptığımı mı düşünmüştü? ‘Evet müdürüm,’ dedim yutkunarak. ‘Özür dilerim, eğer kural dışı bir şey yaptıysam… Ama kasadan değil, kendi cebimden ödedim. Fişini de kestim.’

Tarık Bey’in sert yüz hatları birden yumuşadı. Başını iki yana salladı, derin bir nefes aldı ve çekmecesinden kalın, beyaz bir zarf çıkarıp masanın üzerinden bana doğru itti.

‘Bu sabah kargoyla senin adına geldi. Üzerinde sadece Hasan Bey – Gece Vardiyası yazıyor.’

Zarfı elime aldım. Oldukça ağırdı. Kenarından yırtarak açtım. İçinden önce bir banka çeki, ardından da el yazısıyla yazılmış, mürekkebe gözyaşı damlamış bir mektup çıktı. Gözlerim önce çeke kaydı. Üzerindeki rakamı okumakta zorlandım. Tam 500.000 TL yazıyordu. Şaka mıydı bu? Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atmaya başladı. Mektubu titreyen ellerimle açtım ve okumaya başladım.

‘Hasan Abi… O gece adımın Zeynep olduğunu bile sormadın. Sadece bana insan olduğumu, yalnız olmadığımı hatırlattın. O gece o benzinliğe geldiğimde, arkamda beni yıllardır döven, kredi kartlarımı iptal eden ve çocuğumu benden almakla tehdit eden güçlü ve zalim bir adam bırakmıştım. Cebimdeki son bozukluklarla İzmir’deki ailemin yanına kaçmaya çalışıyordum. Otogara gitmeden önce çocuğumun altını değiştirmem gerekiyordu ama param yetmedi. Eğer o bezi alamasaydım, çocuğum ağlayacak, bindiğim otobüsteki insanlar rahatsız olacak ve belki de o çaresizlikle geri dönmek zorunda kalacaktım. Senin verdiğin o 150 lira, sadece bir bez parası değildi. O para, benim yeni hayatımın biletiydi. Senin o küçücük iyiliğin bana dünyalara bedel bir cesaret verdi. Şimdi ailemin yanındayım, güvendeyiz. Eski eşim tutuklandı ve mahkeme çocuğumun velayetini bana verdi, gasp ettiği mallarımı da geri aldım. Bu çeki lütfen kabul et. Kızının üniversite masrafları için olduğunu, o gece telefonda eşinle konuşurken duymuştum. Bir babanın evladı için neler yapabileceğini en iyi o gece senden öğrendim. Hakkını helal et.’

Mektubu okumayı bitirdiğimde gözyaşlarım zarfın üzerine damlıyordu. Tarık Bey ofisten sessizce çıkmış, beni yalnız bırakmıştı. Kırk dokuz yıllık hayatımda, o soğuk ve karanlık gece vardiyasının hayatımı, ailemin geleceğini ve en önemlisi inancımı bu kadar aydınlatacağını asla tahmin edemezdim.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com