FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 13 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Kemeraltı’nda Çözülen İlmek: Meliha Hanım’ın Mirası

Haber Görseli

İzmir’in Eşrefpaşa semtinde, rutubet kokan, boyaları dökülmüş o küçük gecekondu bozması evimizde sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Ben Elif, 29 yaşında, hayatın sillesini çok erken yemiş, üç küçük çocukla hayatta kalmaya çalışan bir anneyim. İki yıl önce kocam Hakan, biriktirdiğimiz üç kuruşu da alıp bizi yüzüstü bırakıp gittiğinden beri, hayat bir savaş alanına döndü. Başlangıçta her şey bir şekilde yürüyordu. Tekstil atölyesinde ortacı olarak çalışıp karnımızı doyuruyordum. Ta ki ortanca kızım Aslı’nın amansız böbrek rahatsızlığı patlak verene kadar.

Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin o uzun, kasvetli koridorları ikinci evimiz olmuştu. Tahliller, diyaliz masrafları, hastaneye gidiş gelişler derken elimdeki üç kuruş eridi. Bankalardan üst üste tüketici kredileri çektim. 80.000 TL’yi bulan borç sarmalı boynuma dolanmıştı. Geçen ay atölye küçülmeye gidip beni işten çıkarınca, o ip tamamen boğazımı sıktı. Dün bankadan gelen ihbarname açıktı: Eğer 3 gün içinde kredinin yapılandırma peşinatı olan 25.000 TL’yi yatırmazsam, zaten babamdan kalan yarı hisseli bu virane eve ipotek karşılığı el konulacaktı. Gece boyunca çocuklarımın nefes alışlarını dinleyip sessizce ağladım. Ve o an, evdeki tek değerli şeye, rahmetli babaannem Meliha’nın yadigârına gitmeye karar verdim.

Babaannem, vefatından hemen önce yastığının altından çıkardığı o ahşap kutuyu bana verirken, ‘Kızım, bu damla küpeler sadece altın değildir. Bu senin kara gün dostundur, sakın ola zorda kalmadan elden çıkarma’ demişti. 18 ayar altından, ağır, el işçiliği olduğu her halinden belli olan damla şeklindeki küpeler… Onları satma düşüncesi bile mideme kramplar girmesine sebep oluyordu ama Aslı’nın tedavisi ve başımızı sokacak bu çatıyı kaybetmemek zorundaydım.

Sabah İzmir’in nemli sıcağında Kemeraltı Çarşısı’na doğru yola çıktım. Kızlarağası Hanı’nın arkalarındaki dar sokaklarda, eski püskü ama vitrininde antika mücevherler parlayan bir dükkana adım attım. İçeride radyoda çalan hafif bir Zeki Müren şarkısı ve zamanın durduğu bir atmosfer vardı. Tezgahın arkasında, beyaz saçları özenle taranmış, jilet gibi giyinmiş Rıza Bey duruyordu.

Titreyen ellerimle kutuyu uzattım. ‘Amca, bunları satmam lazım. Banka evimi alacak, kızım hasta…’ Sözcükler boğazıma diziliyordu. Rıza Bey, yüzündeki o babacan ifadeyle kutuyu açtı. Büyütecini sağ gözüne yerleştirdi ve loş ışığın altında o ağır altın damlalara bakmaya başladı. Dükkandaki sessizliği sadece duvardaki sarkaçlı saatin sesi bozuyordu. Sonra, küpenin arkasındaki klipsi hafifçe çevirdi.

Bir an… Rıza Bey’in nefesi kesildi. Büyüteç elinden tezgaha düştü, gözleri fal taşı gibi açıldı ve yüzündeki bütün renk çekildi.

Bana dehşet içinde bakarak, ‘Kızım… Bu… Bunları nereden buldun?’ diye fısıldadı. Korkuyla geri çekildim, ‘Babaannem Meliha’dan kaldı. Çalıntı falan değil, yemin ederim!’ dedim telaşla. Rıza Bey’in elleri şiddetle titremeye başladı. Gözleri dolmuştu. Tezgahın altındaki kilitli çekmeceyi açtı, sararmış bir gazete kupürü ve eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta Kemeraltı’nın eski halleri ve çok şık giyimli, babaanneme tıpatıp benzeyen bir kadın vardı.

Bana doğru eğildi ve o sözcükleri söyledi: ‘Çünkü… Çünkü birileri yıllardır bu kapıdan içeri girmeni bekliyordu kızım.’

Gözyaşlarımı tutamayarak ne olduğunu sordum. Rıza Bey titrek bir sesle anlattı: ‘Benim babam, İzmir’in en eski ve zengin tüccarlarından Şefik Bey’in şahsi avukatı ve sırdaşıydı. Şefik Bey’in tek kızı Meliha, yani babaannen, ailenin onaylamadığı fakir bir gence aşık olup evden kaçtığında, Şefik Bey onu evlatlıktan reddetmiş gibi yaptı. Ama aslında kızına kıyamamıştı. Meliha’nın izini kaybetmeden önce, ona kendi elleriyle yaptırdığı bu 18 ayar özel tasarım küpeleri gönderdi. Ve babama bir vasiyetname bıraktı. O vasiyetnameye göre, Şefik Bey’in Alsancak’taki üç apartmanı ve bankadaki tüm nakit varlığı, bu küpeleri geri getiren Meliha’ya veya onun varislerine devredilecekti.’

Başım dönüyordu. Rıza Bey, ‘Babam ölmeden önce bu görevi bana devretti. Biz, Şefik Bey’in vasiyetini yerine getirmek için 50 yıldır bu küpelerin ortaya çıkmasını bekliyoruz. Babaannen gururundan asla geri dönmedi, o mirasa el sürmedi. Ama bu miras artık senin, kızım. Senin ve çocuklarının.’

O an dükkanın içinde hıçkırıklara boğuldum. Bankanın kapıma dayattığı o 80.000 TL’lik borç, o an İzmir Körfezi’ne dökülen bir damla su kadar önemsiz kalmıştı. Aslı’nın tedavisi için artık devlet hastanesi koridorlarında beklememe gerek kalmamıştı. Babaannem, o ağır ve yıpranmış altın küpelerle, sadece o günü değil, bizim bütün geleceğimizi kurtarmıştı. Kemeraltı’nın o eski dükkanından çıkarken gökyüzü artık daha mavi, İzmir’in havası daha umut doluydu. Küllerimizden yeniden doğmuştuk.

Benzer Haberler

İlginizi çekebilir

90 yaşındaki adam

90 yaşındaki adam

Tema Tasarım | Osgaka.com