FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 12 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Kızımın Hastanede Öldüğüne İnandırıldım, 2 Yıl Sonra Gelen Bir Telefon Hayatımın Yalanını Ortaya Çıkardı

Haber Görseli

Kadıköy’deki o hastanenin yoğun bakım kapısında yere yığıldığım o an, hayatımın bittiği andı. 11 yaşındaki kızım Cemre, aniden ortaya çıkan amansız bir kan hastalığı yüzünden, o soğuk hastane odasında gözlerini yummuştu. Doktorun o acıyan bakışları, eşim Tarık’ın beni kucaklayıp hastaneden çıkarışı hala kabuslarımda canlanıyor.

İnsan evladını kaybettiğinde, geriye kalan hayatı sadece bir bekleme salonu oluyor. Tarık o dönem lojistik şirketindeki büyük krizle uğraşmasına rağmen, cenaze, hastane borçları ve defin işlemlerini tek başına halletmişti. Bana ise sadece mezar taşına sarılıp ağlamak kalmıştı.

Geçen Perşembe sabahı, kahvemi alıp balkona çıktığımda evdeki sabit hat çalmaya başladı. Artık kimsenin aramadığı bu telefonun sesi beni irkiltti. Arayan, Cemre’nin Bostancı’daki eski okulunun rehberlik hocası Merve Hanım’dı.

‘Ayşe Hanım? Merhaba, sesim geliyor mu?’ dedi kadın nefes nefese. ‘Sizi rahatsız etmek istemezdim ama… Burada bir çocuk var. Okulun kapısına gelmiş, güvenliğe ismini verip sizi aramamızı istemiş.’

‘Merve Hanım, ne demek istiyorsunuz? Kim gelmiş?’ dedim anlamsızca.

‘Adının Cemre olduğunu söylüyor Ayşe Hanım. Sizin adınızı, soyadınızı ve bu eski numaranızı ezbere söyledi. Ve… İnanın bana, sistemdeki kayıtlı kızınıza çok benziyor.’

Kanım çekildi. ‘Merve Hanım, benim kızım iki yıl önce hastanede vefat etti. Bu çok acımasız bir şaka!’

‘Ayşe Hanım, lütfen kapatmayın. Çok korkmuş durumda, titriyor. Ona telefonu veriyorum.’

Birkaç saniyelik o sessizlik bana asır gibi geldi. Ve sonra, yüreğime bir kor gibi düşen o sesi duydum.

‘Anne? Ne olur beni almaya gel. O evden kaçtım, çok korkuyorum anne…’

Bardağım elimden kayıp tuzla buz oldu. Bu, yapay bir ses veya bir benzerlik olamazdı. Bu Cemre’ydi. Burnunu çekerken çıkardığı o küçük ses bile aynıydı.

Tarık yatak odasından pijamalarıyla fırladı. Yerdeki kırık camları ve dehşet içindeki yüzümü görünce telaşlandı.

‘Ayşe? Ne oldu, iyi misin?’

‘Tarık…’ dedim titreyen parmaklarımla telefonu göstererek. ‘Cemre… Cemre yaşıyormuş. Okuldaymış.’

Tarık’ın yüzündeki o ‘endişeli eş’ maskesi saniyeler içinde paramparça oldu. Gözleri büyüdü, beti benzi attı. Telefonu elimden kaptığı gibi duvara fırlatıp parçaladı.

‘Ne yapıyorsun sen!’ diye çığlık attım.

‘Delirdin mi sen Ayşe! Çocuğumuzu kendi ellerimizle gömdük! Bu şerefsizler yapay zekayla ses kopyalayıp fidye istiyorlar, anlamıyor musun? Oraya gitmeyeceksin!’ diyerek üzerime yürüdü ve beni omuzlarımdan tuttu.

‘Sesi oydu Tarık! Ağlaması, her şeyi oydu! Bırak beni!’

Evden çıkmamam için salonun kapısını kilitlediğinde, gözlerindeki o karanlık sırrı gördüm. O, dolandırıcıların varlığından değil, bir gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyordu. Mutfağa koşup tezgahtaki ağır havan elini kaptım. ‘Ya o kapıyı açarsın, ya da camı kırar polis çağırırım Tarık!’ diye bağırdım.

Tarık’ın korkudan titreyen elleri kilidi açtığında, onu itip dışarı fırladım. Bostancı trafiğini nasıl aştığımı, okula nasıl ulaştığımı hatırlamıyorum.

Rehberlik odasından içeri girdiğimde, Cemre oradaydı. Saçları kesilmiş, rengi solmuş ama oydu. Beni görünce koşup kucağıma atladı. İkimiz de hıçkırıklara boğulduk. Onu kokladım, yüzüne dokundum. Gerçekti.

Polislerin okula gelmesi ve ifadelerin alınmasıyla, hayatımın yalanı gözler önüne serildi. Tarık’ın lojistik şirketi batmak üzereydi ve tefecilere 10.000.000 TL borcu vardı. O karanlık dönemde, borçlu olduğu mafya liderlerinden birinin çocuğunun amansız bir hastalığa yakalandığını ve uygun donör aradıklarını öğrenmişti. Tarık, kendi öz kızını, kanını ve iliklerini kullanmaları için o mafyaya satmıştı.

O hastanedeki ‘yoğun bakım’ süreci, yozlaşmış doktorlarla hazırlanan bir tiyatroydu. Cemre hiç ölmemişti. Sadece ağır ilaçlarla uyutulup, o mafyanın özel kliniğine kaçırılmıştı. İki yıl boyunca o karanlık evde bir yedek parça, bir donör olarak tutulmuş, düzenli olarak iliği ve kanı alınmıştı. Nihayet dün gece, kapıdaki korumanın sızmasından faydalanıp kaçmayı başarmıştı.

Tarık, o gün evden kaçıp sınır dışına çıkmaya çalışırken polis çevirmesinde enselendi. Şimdi ağır cezada, kendi evladını satan bir canavar olarak yargılanıyor. Ben ise kızımın o hastane odasında başlayan kabusunu bitirdim. İki yıl boyunca toprağına su döktüğüm o boş mezarı yıktırdım. Şimdi kızımın yaralarını sarıyorum ve ona bir daha kimsenin dokunmasına izin vermeyeceğim.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com