FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 12 Nisan 2026 0 Görüntüleme

Bir Annenin En Karanlık Şüphesi: ‘Yıl Sonu Sergisi’ Yalanının Altından Çıkan Tarikat Skandalı

Haber Görseli

Adım Leyla. İki yıl önce yumurtalık kanseri teşhisi konduğunda dünyam başıma yıkıldı. Ameliyatlar, bitmek bilmeyen kemoterapiler ve ağrı kesicilerle uyuşmuş bir zihinle geçen aylar… Tüm bu cehennemin ortasında beni hayata bağlayan tek bir dalım vardı: Sekiz yaşındaki kızım Duru. Duru’nun dünyası renklerden, fırçalardan ve o masum hayal gücünden ibaretti. Benim bu hastalıklı, solgun halimin onun o renkli dünyasını karartmasına izin veremezdim. Önceleri Beşiktaş’taki o butik resim atölyesine onu hep ben götürürdüm. Evin koridoru adeta bir sanat galerisi gibiydi; Duru’nun yaptığı her bir resmi çerçeveletip asardım. Fakat zamanla ayağa kalkacak dermanım kalmadı. İşte o noktada kayınvalidem Necla Hanım hayatımıza müdahale etti.

Necla Hanım, aşırı mutaassıp, kendi doğruları dışında dünyadaki her şeye düşman olan, sert mizaçlı bir kadındı. Benim lise yıllarımda yurtta kalmamı, ailemin olmamasını sürekli ‘başıbozukluk’ olarak nitelendirir, eşim Ferhat’a ‘Bu kadının kökü yok, çocuğa da ahlak veremez’ derdi. Buna rağmen, sırf Duru evdeki hastalık atmosferinden uzaklaşsın diye, kursa onu babaannesinin götürmesi teklifine boyun eğdim. Resim kursunun aylık ödemesi yoktu, her ders başına nakit 2.000 TL ödüyorduk. Ferhat’ın işleri bozulmuştu, ben çalışamıyordum. Kredi kartlarından nakit avans çekip, haftada 4.000 lirayı Necla Hanım’a veriyordum. Sırf Duru mutlu olsun diye.

İlk bir ay her şey yolunda gibiydi. Fakat zamanla o ince şüphe zehri damarlarıma işlemeye başladı. Duru kurs dönüşü eve geldiğinde, ellerinde tek bir boya lekesi olmuyordu. Eskiden önlüğü rengarenk olurdu. Şimdi ise üzerine sanki ağır bir koku sinmiş gibi geliyordu; tütsüye, gül suyuna benzer tuhaf bir koku. Necla Hanım’a, ‘Anne, Duru neden hiç resim getirmiyor artık?’ dediğimde, o keskin bakışlarıyla, ‘Hocası hepsini biriktiriyor Leyla, büyük bir yıl sonu sergisi yapacaklarmış. Kadının işine ne karışıyorsun?’ diye tersledi. Birkaç gün sonra tekrar sorduğumda, ‘Duru bugün arkadaşının boyasını dökmüş, öğretmeni ceza vermiş resim yaptırmamış’ dedi. Çelişkiler mızrak gibi batıyordu. O akşam Duru’yu yatağına yatırırken sordum: ‘Kızım, resim kursunda hangi renkleri kullandın bugün?’ Duru bana boş, donuk gözlerle baktı. Ve tıpkı bir robot gibi, sanki kafasının içine işlenmiş gibi şu cümleyi kurdu: ‘Tabii ki sanat okuluna gidiyoruz anne. Çarşamba ve cumartesi. Başka hiçbir yere gitmiyoruz.’ Bu, sekiz yaşındaki neşeli kızımın kuracağı bir cümle değildi.

Sabahı zor ettim. Atölyeyi aradım. ‘Leyla Hanım, inanın biz de sizi arayacaktık. Duru tam altı haftadır atölyeye uğramıyor. Ferhat Bey’i de aradık ama ulaşamadık’ dediler. Telefon kulağımda yankılandı. Altı hafta. Onlarca gün. Yirmi dört bin liralık nakit avans… Benim kızım neredeydi? Ertesi kurs günü geldiğinde, yataktan kalkarken kemiklerim sızlıyordu. Üzerime uzun bir pardösü giydim. Onlar evden çıkıp taksiye bindiklerinde, ben de sokağın başındaki taksiye atladım ve peşlerine düştüm. Beşiktaş’a gitmeleri gerekiyordu ama taksi Fatih tarafına, Balat’ın arka sokaklarına doğru saptı. Dar, parke taşlı, güneş girmeyen bir sokakta durdular. Necla Hanım Duru’nun elini sımsıkı tutmuştu. Duru’nun başı öne eğikti. Eski, camları siyah filmli, dışarıdan hiçbir şey görünmeyen ahşap bir binanın önüne geldiler. Necla Hanım kendi anahtarını çıkardı, ağır demir kapıyı açtı ve kızımı o karanlığa sürükledi.

Nefesim boğazımda düğümleniyordu. Arabadan indim, bacaklarım titriyordu ama içimdeki anne öfkesi beni o kapıya fırlattı. Kapı tam kilitlenmeden araya ayağımı koydum. İçeri süzüldüğümde yoğun bir tütsü ve rutubet kokusu yüzüme çarptı. Burası yasadışı, merdiven altı sözde bir tarikatın zikir eviydi! İçeride onlarca kadın yerlere oturmuş, tuhaf sesler çıkararak sallanıyordu. Necla Hanım, benim Duru’nun sanatı için verdiğim paraları, başköşede oturan sahtekar bir ‘şehya’ teslim ediyordu! ‘Gelininin kanserini okuyup üfleyerek geçirmesi’ için benim kızımın eğitim parasını bu dolandırıcılara yediriyordu. Ama asıl kanımı donduran şey bu değildi. Benim melek kızım, o kalabalığın ortasında, üzerine zorla geçirilmiş kara bir feraceyle, korkudan gözyaşları içinde diz çöktürülmüş, bu travmatik deli saçması ayini izlemeye zorlanıyordu!

‘Duru!’ diye kükredim. O hastalık yorgunu bedenimden öyle bir ses çıkmıştı ki, yer gök inledi. Kadınlar panikle etrafa kaçıştı. Necla Hanım beni görünce dehşete düştü. ‘Leyla, sen… senin iyiliğin için, okutmak için…’ diye kekeledi. Şeyh denen o dolandırıcının üstüne yürüdüm, o tepsiyi devirdim. Duru’yu kolundan tutup bağrıma bastım. ‘Sen bir canavarsın!’ diye bağırdım Necla’nın suratına. ‘Benim kızımın beynini bu karanlıkla yıkamana izin vermem!’ O evden nasıl çıktığımızı bilmiyorum. Doğruca savcılığa gittim. O merdiven altı yer polis tarafından mühürlendi. Ferhat, annesinin kızımıza ve bize yaşattığı bu dehşeti öğrenince, annesine uzaklaştırma kararı çıkarttı. Necla Hanım hem nitelikli dolandırıcılıktan yargılandı hem de o karanlık çevresiyle birlikte hapse girdi. Ben mi? Ben o gün sadece o kapıyı değil, hastalığımı da parçaladım. Şimdi Duru’nun resimlerine bakarken, onun hayatından o karanlığı söküp attığım için her gün şükrediyorum.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com