FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Genel 13 Nisan 2026 1 Görüntüleme

Karanlık Planın Çöküşü: Zeynep Kamil’de Saat 3’te Ortaya Çıkan Korkunç İhanet

Haber Görseli

Üsküdar’ın dar sokaklarında yağmur çiselemeye başlarken, göğsüme oturan o ağır taşı söküp atamıyordum. Telefonum çaldığında, ekranda eski kocam Selim’in adını görmek bile midemi bulandırmaya yetmişti. ‘Aslı, hemen Zeynep Kamil Hastanesi’ne gel, Mert’in bacağı kırıldı,’ dediğinde dünya başıma yıkıldı. O lanet boşanma davasından beri Mert’i benden koparmak için yapmadığı oyun kalmamıştı. Hastanenin o tarihi, taş duvarlı binasından içeri girip pediatri koridorlarına ulaştığımda, florasan ışıklarının cızırtısı bile beynimde yankılanıyordu. Yedi yaşındaki oğlum Mert, odanın ortasındaki metal yatakta, sağ bacağındaki devasa alçıyla hareketsiz yatıyordu. Yüzü solgundu, gözleri korkuyla etrafı tarıyordu.

Selim, odanın köşesinde, elleri ceplerinde aşırı rahat bir tavırla bekliyordu. ‘Panik yapma Aslı,’ dedi sinsi bir sırıtışla. ‘Çocuk bu, düşe kalka büyüyecek. Parkta scooter sürüyordu, taşa takılıp düştü. Ben hemen hastaneye getirdim, alçıya aldılar.’ Sözcükler ağzından dökülürken gözlerime bakamıyordu. Selim hiçbir zaman bu kadar düşünceli, bu kadar ‘babacan’ olmamıştı. Mert’in parkta scooter sürmeyi hiç sevmediğini, yüksek sesten ve hızdan korktuğunu en iyi ben bilirdim. Selim bir şeyler çeviriyordu ama o an tek derdim, acıdan dudakları titreyen oğluma sarılmaktı. Yatağın kenarına oturdum, Mert’in ellerini avuçlarıma aldım.

Saatler ilerledi, hastane sessizliğe büründü. Yatağın başucunda beklerken içeriye deneyimli, yaşlıca bir kadın olan Kıdemli Hemşire Şermin girdi. Lacivert forması, yakasındaki steteskopu ve o ciddiyetiyle odadaki havayı anında değiştirmişti. Mert’in ateşini ölçüp serumunu kontrol ediyordu. Selim aniden ayaklandı. ‘Aslı, sen git artık. Bak kadın perişan oldun, yarın mesain var. Ben babasıyım, burada sabaha kadar beklerim,’ dedi. O kadar ısrarcıydı ki, sanki odada kalmam onun bir planını bozuyordu. ‘Hiçbir yere gitmiyorum Selim, sen istiyorsan defol git,’ diye tersledim.

Şermin Hemşire bu kısa tartışmayı dikkatle dinliyordu. Sonra Mert’e dönüp, ‘Paşam, battaniyeni biraz açalım da terleme,’ dedi. Selim o anda hızla öne atılıp, ‘Yok hemşire hanım, çocuk üşür,’ diyerek Mert’in kolunu sertçe geriye itti. Mert’in yüzündeki o saf dehşeti, gözlerindeki o çaresiz feryadı gördüm. Şermin Hemşire’nin de gözünden bu kaçmamıştı. Dudaklarını ısırdı, derin bir nefes aldı. İşini bitirip odadan çıkarken, sanki yanlışlıkla çarpmış gibi kolunu bana sürttü ve avucumun içine küçük, kare bir kağıt bıraktı. Selim’e arkamı dönüp kağıda baktığımda tüylerim diken diken oldu: ‘O YALAN SÖYLÜYOR. GECE 3’TE KAMERAYI KONTROL ET.’

Nefes alamadığımı hissettim. Kalbim adeta kafesinden çıkmak istiyordu. Hemen ‘Su alıp geliyorum,’ diyerek odadan çıktım. Şermin Hemşire koridorun sonundaki bankoda, elindeki dosyaya bakıyor gibi yapıyordu. Yanına yaklaştığımda bana bakmadan, dişlerinin arasından fısıldadı: ‘Kızım, bu hastanede hiçbir çocuk odasında kör nokta yoktur. Her oda sesli ve kameralı kayıt altındadır. O adamın çocuğa bakışını hiç gözüm tutmadı, sanki babası değil de gardiyanı gibi. Zemin kattaki güvenlik odasına in, Turgut amcaya Şermin’in selamı var de. Gece 3’te 12 numaralı ekranı sana açsın. Ne göreceksen orada göreceksin.’

Gece 2:58’de, rutubet kokan, klimaların uğultusuyla dolu güvenlik odasındaydım. Turgut amca yüzümü görünce halime acımış olacak ki, tek kelime etmeden kameraları ayarladı. Ekranda Mert derin bir uykudaydı. Fakat Selim odada yoktu. Gözlerimi köşedeki dijital saate diktim. 02:59… ve 03:00. Odanın kapısı yavaşça aralandı.

İçeri giren Selim’di ama yalnız değildi. Elinde büyük bir seyahat çantası vardı ve koridordan bir tekerlekli sandalye sürükleyerek içeri soktu! Turgut amca sesi açtığında Selim’in o iğrenç fısıltısını duydum. ‘Kalk kalk, uyan lan veled!’ diye tıslayarak Mert’i yatağından hırpalayarak kaldırmaya çalışıyordu. ‘O lanet alçıyı boşuna mı yaptırdım rüşvetle o şerefsiz özel doktora! Annenin haberi olmadan seni yurt dışına çıkaracağım. Havalimanında bu alçıyı görünce kimse bizi durdurmayacak. Annene veda et, onu bir daha asla göremeyeceksin!’ Mert ağlayarak direnmeye çalışıyor ama babasının kaba kuvvetine karşı koyamıyordu. Selim, sahte bir kaza uydurmuş, çocuğun bacağına sahte bir alçı yaptırarak onu havalimanı güvenliğinden acil hasta bahanesiyle kolayca geçirip kaçırmayı planlamıştı!

O an gözüm karardı. ‘Turgut amca kapıları kilitle, hastaneden çıkamasın!’ diye bağırarak odadan nasıl fırladığımı hatırlamıyorum. Koridorda yankılanan ayak seslerim ve çığlıklarımla tüm hastane ayağa kalktı. Odaya ulaştığımda Selim, Mert’i tekerlekli sandalyeye oturtmaya çalışıyordu. Üzerine bir kaplan gibi atladım. Selim’in suratına indirdiğim tokatların haddi hesabı yoktu. Çığlıklarıma koşan hastane güvenliği ve polisler Selim’i yere yatırıp kelepçelerken, ben sadece titreyen oğluma sarılmış, hıçkırıklara boğulmuştum. Şermin Hemşire’nin uzattığı o küçücük kağıt parçası, sadece gerçeği ortaya çıkarmamış; canımdan çok sevdiğim oğlumu sonsuza dek kaybetmemi engellemişti.

Benzer Haberler

Tema Tasarım | Osgaka.com