Yeni doğum yapmıştı ama sürekli sırtının ağrıdığını söylüyordu. Kocası ona sadece şirinlik yaptığını söyledi. Ama kamerayı tesadüfen izlediğinde dünyası yıkıldı…
Doğumdan sonra geçen üçüncü haftaydı. Evin içi hâlâ hastane kokusu taşıyordu; kaynatılmış sular, temiz bezler, emzirme kremleri… Zeynep geceleri uykusuz, gündüzleri yarı baygın dolaşıyordu. Sırtındaki ağrıysa dinmek bilmiyordu. Bazen bebeğini kucağına alırken dişlerini sıkıyor, bazen yatağın kenarında oturup gözlerini kapatıyor, acının dalga dalga geçmesini bekliyordu.
“Abartıyorsun,” demişti Murat bir akşam. “Her yeni anne biraz nazlı olur. Sen de şirinlik yapıyorsun işte.”
O an Zeynep’in içinden bir şey kırılmıştı ama ses etmemişti. Çünkü yeni anne olmak, biraz da susmayı öğrenmekti. Ağrıyı, yorgunluğu, yalnızlığı içine gömmekti.
O gece sırtı yine alev gibi yanarken salondaki kamerayı hatırladı. Doğumdan önce, bebek için almışlardı. Güya güvenlik içindi. Murat, “Evde yalnızken içimiz rahat eder,” demişti. Zeynep de karşı çıkmamıştı.
Tabletini eline aldı. Sadece bebeğin gündüz nasıl uyuduğunu merak ediyordu. Kamerayı açtı. Saat çizelgesinde geriye sardı. Önce sıradan görüntüler aktı: emzik düşmesi, kedinin koltuktan atlayışı, boş salon.
Sonra bir an durdu.
Ekranda Murat vardı. Ama yalnız değildi.
Yanında, Zeynep’in doğumdan sonra bir kez bile dikkatle bakmadığı, “yardıma geliyor” diye anahtar verilen kadın duruyordu. Murat’ın halası olduğunu söylemişti Murat. “Bir süre kalsın, sana destek olur.”
Kadın Murat’a çok yakındı. Fazla yakındı.
Zeynep’in eli titredi. Videoyu ileri sardı. Geri sardı. Tekrar izledi. Murat kadının sırtına dokunuyordu. Kadın gülüyordu. Murat’ın gülüşü… Zeynep o gülüşü biliyordu. Kendisine doğumdan önce baktığı gibi bakıyordu.
Ama asıl darbe birkaç dakika sonra geldi devamı icin digr syfaya gecinz...