
Yeni doğan bebeğimle hastaneden çıktığımda, hayatımın en mutlu günü olması gerekiyordu. Ama eve döndüğümde kapıdaki manzara beni sersemletti: kilitler değiştirilmişti.
Eşim Kemal, doğumda yanımdaydı. Bu bebeği yıllardır bekliyorduk. Küçük bir komplikasyon yüzünden hastanede iki gün fazla kaldım. Taburcu olduğumuz gün ise… ortada yoktu. Telefonlarıma cevap vermedi. Taksiyle eve geldim ve o kapının bana açılmadığını gördüm.
Kapıyı çaldım. Sonra daha sert vurdum. Bacaklarım hâlâ doğumdan ağrıyordu, kollarımda yeni doğmuş bebeğim vardı. İçeriden ayak sesleri geldi ama kilit açılmadı. Kapının ardından soğuk bir ses duydum:
“Bana biraz alan lazım.”
Şok oldum. “Alan mı? Daha yeni doğum yaptım. Burası bizim evimiz!” dedim.
Sessizlik…
Sonra fısıltıya yakın bir ses: “Pelin, lütfen zorlaştırma.”
Bebeğim ağladı. Onu sımsıkı sardım. Kimseyi aramak istemedim. Annemi uyandırmak istemedim. Komşuların bakışlarına dayanamazdım. Tek çarem bir Uber çağırıp kız kardeşimin evine gitmekti.
O gece gözümü bile kırpmadım. Sürekli bebeğimin yüzüne baktım ve Kemal’in nasıl bu kadar acımasız olabildiğini düşündüm. Ertesi gün cevaplar almam gerekiyordu… ama içimde bir şey, yapılanların affının olmadığını söylüyordu.
Ve sonra…
Kapı yumruklanmaya başladı.
Kız kardeşimin öfkeli sesi yankılandı:
“Defol buradan Kemal! Kendinden utan!”
Kemal bağırıyordu:
“Pelin’le konuşmadan gitmem! Bu bir ölüm kalım meselesi!”
Kapıya vuran yumrukların sesi, kız kardeşimin apartman boşluğunda yankılanıyordu. Bebeğim kucağımda irkildi, incecik bir ağlama sesi çıkardı. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki göğsümden dışarı fırlayacak gibiydi.
Kız kardeşim Derya, kapının önüne dikilmişti. Üzerinde ev haliyle giydiği eşofman, saçları toplu… ama bakışları çelik gibiydi.
“Defol dedim Kemal!” diye bağırdı tekrar. “Bir daha bu kapıya vurursan polisi ararım!”
Kapının dışından Kemal’in nefesi duyuldu. Sanki koşarak gelmişti. “Derya, lütfen. Pelin! Pelin içerde olduğunu biliyorum!” Sesindeki öfke değil… panikti. Bir şeyden korkuyordu.
Ben koltuğun ucuna çökmüş, bebeğimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Derya arkasını dönüp bana baktı. “Açmıyorum,” dedi net bir şekilde.
O an Kemal’in sesi bir anda değişti, çatladı. “Pelin, beni dinle. Bak… bu bir ölüm kalım meselesi. Eğer şimdi konuşmazsak—” Cümlesini tamamlayamadı. Kapıya alnını koymuş gibi geldi sesi. “Lütfen.”
Derya bir an duraksadı. Ben de duraksadım. İçimdeki kırgınlık öyle büyüktü ki, kapıyı açmak bile ihanet gibi geliyordu. Ama “ölüm kalım” lafı… her seferinde mideme yumruk atar gibi vuruyordu.
Derya fısıldadı: “Ne yapalım?”
Bebeğim bir kez daha ağladı. Onu salladım. Gözlerim doldu. “Kapıyı açma,” demek istedim. Ama ağzımdan çıkan başka oldu:
“Zinciri tak. Sadece konuşsun.”
Derya kaşlarını çattı ama başını salladı. Kapıya yaklaşıp zinciri taktı, kilidi açtı. Kapı iki parmak aralığı kadar açıldığında Kemal’in yüzü göründü. Gözleri kan çanağı gibi, yüzü solgundu. Saçları dağılmıştı. Beni görünce bir an nefesi kesildi, sanki ağlayacakmış gibi oldu. Sonra hızla konuşmaya başladı devamı sonrki syfda...