
SOKAK ÇOCUĞU, İŞADAMINA KIZININ BAYILDIĞINI BİLDİRMEK İÇİN TELEFON AÇAR… SONRA ADAM… Kemal Yılmaz, Türkiye’nin önde gelen işadamlarından biriydi. Yıllarını şirketini büyütmeye adamış, başarı merdivenlerini tırmanırken duygularını ve ailesini ikinci plana atmıştı. Eşi Aylin’i üç yıl önce kaybetmiş, kızı Zeynep ile arasındaki mesafe giderek artmıştı. O sabah, Kemal için sıradan bir iş günüydü. Şirketin yönetim katında önemli bir toplantının ortasında, telefonu bilinmeyen bir numaradan çaldı. “Merhaba efendim. Siz turuncu elbiseli hanımın babası mısınız?” dedi telefondaki çocuk sesi. Kemal’in kalbi bir an durdu. “Sen kimsin? Bu numarayı nereden buldun?” diye sordu, sesi titreyerek. “Efendim, lütfen kapatmayın. Taş ocağı yolunda yere yığılmış bir hanım var. Nefes alıyor ama uyanmıyor. Çantasından telefonu düştü. Sizin babam olarak kayıtlı olduğunuzu gördüm.” Kemal’in kanı dondu. Kızı Zeynep, üç saat önce korkunç bir tartışmanın ardından evden çıkmıştı. Ona söylememesi gereken şeyler söylemiş, Zeynep ise ondan nefret ettiğini haykırarak gitmişti. Şimdi ise bir yabancı ona kızının baygın olduğunu söylüyordu. “Hangi yol, tam olarak nerede?” diye sordu Kemal, toplantı odasından fırlayarak. “15 kilometre yakınlarında, sağ tarafta devrilmiş büyük bir ağaç var. Onun arabası da burada, parlak siyah bir araba.” Kemal koşarak asansöre bindi, arabasına atladı. “Bir şeye dokundun mu, ona temas ettin mi?” diye sordu telaşla. “Hayır efendim, sadece sizi aramak için telefonunu aldım. Yerde yatıyor, arabanın yanında…” Ali daha 12 yaşındaydı ama sokaklarda büyümüş, hayatta kalmak için çok şey öğrenmişti. O sabah Aziz Yusuf sığınma evinden kaçmış, toprak yolda yürürken lüks bir araba ve yerde baygın bir kadına rastlamıştı. Kemal’in sesi titriyordu: “Çocuğum, bana yardım etmelisin. Nefes alıyor mu, göğsü inip kalkıyor mu?”
Kemal’in sesi titriyordu:
“Çocuğum, bana yardım etmelisin. Nefes alıyor mu, göğsü inip kalkıyor mu?”
Ali dizlerinin üzerine çöktü, dikkatle baktı. Hayatında ilk kez bu kadar pahalı bir araba, bu kadar bakımlı bir kadın görüyordu. Ama o an aklındaki tek şey kadının yaşayıp yaşamadığıydı.
“Evet efendim… çok yavaş ama nefes alıyor. Yüzü bembeyaz.”
“Tamam. Sakın yerini değiştirme. Başını hafif yana çevir. Kusarsa boğulmasın. Ben geliyorum, sakın ayrılma!”
Ali, Kemal’in sesindeki çaresizliği hissediyordu. Kimse ona daha önce bu kadar güvenmemişti. Telefonu cebine koydu, Zeynep’in yanına geri döndü. Ceketini çıkarıp onun omuzlarına örttü. Sokakta öğrendiği reflekslerle alnına dokundu. Ateşi yoktu ama vücudu soğumaya başlamıştı.
Dakikalar geçmek bilmiyordu. Ali, uzaklardan bir arabanın hızla geldiğini duyduğunda kalbi daha hızlı atmaya başladı. Siyah bir SUV tozu dumana katarak durdu. Kapı açılır açılmaz Kemal dışarı fırladı. Gözleri yerde yatan kızını görünce dizlerinin bağı çözüldü.
“Zeynep!” diye haykırdı, yanına çökerek.
Ali ilk kez bir yetişkinin ağladığını bu kadar yakından görüyordu. Kemal kızının yüzünü okşuyor, sanki uyanması için yalvarıyordu.
“Ambulansı aradım!” dedi Ali aceleyle. “Yolda dediler.”
Kemal başını kaldırıp çocuğa baktı. Üstü başı kirli, yüzü güneşten kararmıştı ama gözlerinde büyük bir ciddiyet vardı.
“Sen… sen mi aradın beni?”
Ali başını salladı. “Telefonu çantasından düştü. Babam diye siz yazıyordunuz.”
Kemal’in boğazı düğümlendi. Kızının telefonunda hâlâ “Babam” olarak kayıtlı olmak… Oysa son konuşmalarında Zeynep, “Benim artık babam yok” demişti.
Ambulansın sireni duyulduğunda Kemal derin bir nefes aldı. Sağlık görevlileri hızla müdahale etti. Zeynep sedyeye alınırken gözleri kısa bir an aralandı. Kemal o anı asla unutmayacaktı. Kızının dudaklarından neredeyse duyulmayacak bir fısıltı döküldü:
“Baba…”
Hastane koridorları, Kemal’e yıllar sonra ilk kez bu kadar uzun geliyordu. Doktorlar Zeynep’i yoğun bakıma aldığında, Kemal bir sandalyeye çöktü. Ellerini başının arasına aldı. Ne toplantılar, ne paralar, ne de imzalanan sözleşmeler aklına geliyordu. Sadece sabah söylediği kırıcı sözler…
“Keşke” dedi içinden, “bir kez olsun onu dinleseydim.”
Ali ise koridorun köşesinde sessizce bekliyordu. Kimse ona bir şey dememişti. Bir görevli onu fark edip yaklaştı.
“Sen kiminle geldin?”
Ali omuz silkti. “Kimseyle. Ben aradım adamı.”
Görevli bir an duraksadı, sonra Kemal’e baktı devamı sonrki syfda...