Sevgililer Günü’nde oldu her şey.
Adım Berrin, 28 yaşındayım. Dört yıldır birlikte olduğum adam Can, beni mum ışıklarıyla aydınlatılmış, güllerle dolu, romantik bir restorana götürmüştü. Her masada el ele tutuşan çiftler vardı. Garsonlar kalp şeklinde tabaklar taşıyordu.
Yemeğin ortasında Can çatalını bıraktı.
“Berrin… sanırım artık eskisi gibi heyecanlanmıyorum.”
Sadece yüzüne baktım.
“Ne demek bu?”
Omuz silkti. “Bilmiyorum. Artık hissetmiyorum.”
Dört yıl. Birlikte kurulan hayaller. Gelecek planları.
Hepsi tek bir kelimeye indirgenmişti: heyecan.
Ağlamadım. Orada. Montumu aldım ve dışarı çıktım. Soğuk yüzüme çarptı ama umurumda değildi. Eve dönemedim. Yürüdüm. Kalplerle süslenmiş vitrinlerin arasından, kahkahaların içinden geçtim.
Sonra o sesi duydum.
Bir hırıltı.
Ara sokakta, çöp konteynerinin yanında yere yığılmış bir adam vardı. İnsanlar etrafında durmuştu ama kimse yaklaşmıyordu.
“Dokunmayın,” dedi biri.
“Kesin hastadır,” dedi diğeri.
Adam kasılmaya başladı.
“Biriniz 112’yi arasın!” diye bağırdım.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Nefes almıyordu. Nabzı zayıftı. Dudakları morarmıştı. Ellerim düşünmeden hareket etti. Kalp masajına başladım. Sert. Hızlı. Sayarak.
Kollarım yanıyordu. Nefesim kesiliyordu. Ama durmadım.
Sirenler duyulduğunda neredeyse bayılacaktım.
Paramedikler geldi. Adamı sedyeye alırken gözleri aralandı. Doğrudan bana baktı. Bileğimi tuttu.
“Adın…” dedi hırıltıyla. “Yaz. Unutmayayım.”
Titreyen elimle bileğine yazdım: BERRİN.
Sonra ambulans gitti.
O gece duşta ağladım. Hem Can için, hem o adam için, hem de kimsenin yardım etmemesi için.
Ertesi sabah kapı zili çaldı.
Eşofmanlarımla kapıyı açtım.
Karşımda siyah bir limuzin duruyordu. Üzerinde küçük, zarif harflerle adım yazılıydı.
Kapı açıldı.
Dün gece çöp konteynerinin yanında yatan adam indi.
Ama artık evsiz değildi. Üzerinde pahalı bir palto vardı. Saçları düzgün taranmıştı. Yüzü dinlenmişti.
“Dün gece hayatımı kurtaran kadın sizsiniz,” dedi.
Şaşkınlıktan konuşamadım.
“Elimi tutmanıza izin verir misiniz?” diye sordu.
Refleksle uzattım. Bileğimdeki yazıya baktı. Gülümsedi.
“Adım Kemal,” dedi. “Ve size her şeyi açıklamam gerekiyor.”
Evimde otururken anlattı...