
Sekreter toplantı sırasında aniden fenalaştı… Dışarı çıktı, bir banka oturdu.
Gözlerini açtığında bileğindeki altın bileziği çıkarmaya çalışan yaşlı bir adam gördü…
“Hey! Ne yapıyorsunuz?” diye bağırdı panikle.
“Bu bilezik kocamdan hediye!”
Yaşlı adam irkildi ama geri çekilmedi. Gözleri korku dolu değildi, aksine fazlasıyla sakindi.
Kısık bir sesle sadece şunu söyledi:
“Bu bilezik yüzünden bayıldın. Kendin bak…”
Kadın bileğine baktığında korkudan donup kaldı… 🫣
Ayşe, toplantının tam ortasında kendini kötü hissetti.
Her zamanki gibi müdürünün yanında oturuyor, söylenen her kelimeyi not alıyordu. Yorgundu ama belli etmemeye çalışıyordu. Toplantı salonu havasızdı, hava ağırlaşmıştı. Şakakları zonklamaya başladı, kalbi normalden hızlı atıyordu.
Derin bir nefes aldı…
Ama rahatlayamadı.
Göğsünde tuhaf bir baskı oluştu. Sanki görünmez bir ağırlık yavaş yavaş üzerine çöküyordu. O an odanın dönmeye başladığını hissetti. Düşmemek için masanın kenarına tutundu.
“Affedersiniz…” dedi fısıltıyla.
Ayağa kalktı ama bacakları titriyordu. Müdürü ona bir şey sordu, fakat Ayşe artık kelimeleri net duyamıyordu bile.
Kendini zorla dışarı attı.
Serin hava yüzüne çarptı ama beklediği gibi iyi gelmedi. Aksine, halsizlik daha da arttı. Birkaç adım attıktan sonra, küçük bir parkın kenarındaki banka güçlükle oturdu.
“Birazdan geçer…” diye düşündü.
Gözlerini kapattı.
Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Bir süre sonra gözlerini araladığında, üzerine eğilmiş yaşlı bir adam gördü. Yetmiş yaşlarını geçmiş gibiydi. Üzerinde sade bir ceket, başında eski bir şapka vardı. Bakışları sakin ama fazlasıyla dikkatliydi.
Nazikçe bileğini tutmuştu…
Sanki elini inceliyordu.
“Ne yapıyorsunuz?!” dedi Ayşe, elini çekmeye çalışarak.
“Dokunmayın! Bu bilezik kocamdan hediye.”
Yaşlı adam geri çekilmedi. Sadece sessizce konuştu:
“İyi hissetmemenizin sebebi bu. Daha yakından bakın…”
Ayşe bileziğe baktı.
Ağır, altın…
Yıllardır hiç çıkarmadığı o bilezik.
Ama bu kez bir şey farklıydı.
Ve o anda…
İçini tarif edemediği bir korku kapladı.
Ayşe’nin gözleri bileziğin üzerinde kilitlendi.
Altın ilk bakışta her zamanki gibiydi; parlak, ağır ve kusursuz. Ama birkaç saniye sonra fark etti…
Bileziğin iç kısmında, tenine değen yerde ince ince kararmalar vardı. Sanki altın değil de canlı bir şey, derisinin üzerinde iz bırakıyordu.
“Bu… bu daha önce yoktu,” dedi kısık bir sesle.
Yaşlı adam başını salladı.
“Vardı. Ama sen görmedin.”
Ayşe’nin boğazı kurudu.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Adam, bileziğe bir kez daha dokundu. Bu kez Ayşe elini çekmedi. Garip bir şekilde adamın dokunuşu sakinleştiriciydi. Kalbinin atışı hâlâ hızlıydı ama artık düzensiz değildi.
“Bazı eşyalar sadece eşya değildir,” dedi yaşlı adam. “Özellikle de duygularla verilmiş olanlar.”
Ayşe istemsizce güldü.
“Saçmalık… Bu sadece bir bilezik. Kocam bana yıldönümümüzde aldı.”
Yaşlı adam gözlerini Ayşe’ye çevirdi. Bakışları derindi.
“Ne zaman aldı?”
Ayşe duraksadı.
“Üç yıl önce… Hastanede yatarken.”
Adamın kaşları hafifçe kalktı.
“Hangi hastanede?”
“Şehir Hastanesi.”
Ayşe’nin sesi titredi. “Kalp ameliyatı olmuştum.”
O an, yaşlı adam bileziği iki parmağıyla kavradı. Hafifçe döndürdü. Bileziğin iç yüzünde, Ayşe’nin daha önce hiç fark etmediği küçük bir sembol ortaya çıktı. İnce bir çizgiyle kazınmıştı: daire içinde bir üçgen.
Ayşe’nin nefesi kesildi.
“Bu da ne?”
Yaşlı adam fısıldadı:
“Uyarı işareti.”
Ayşe geri çekildi.
“Yeter! Beni korkutmaya çalışıyorsunuz. Polisi ararım.”
Adam sakinliğini bozmadı.
“İstersen ara. Ama önce şunu sor kendine: Bu bileziği taktığın günlerden beri kaç kez kendini böyle hissettin?”
Ayşe’nin zihni hızla çalışmaya başladı.
Baş ağrıları… ani çarpıntılar… açıklanamayan yorgunluklar…
Ve özellikle son aylarda, toplantılarda artan bayılma hissi.
Cevap vermedi.
“Bu bilezik,” diye devam etti adam, “kalbinin ritmiyle oynuyor. Seni yavaş yavaş tüketiyor.”
“Hayır!” dedi Ayşe. “Bu imkânsız.”
Adam cebinden küçük, eski bir saat çıkardı. Kapağını açtı. İçinde minik bir pusula vardı. Pusulanın ibresi, Ayşe’nin bileğine doğru titreyerek yöneldi devamı sonrki syfda...