Annem üç hafta önce vefat ettiğinde geriye neredeyse hiçbir şey bırakmamış gibiydi. Sessiz yaşadı, sessiz gitti. Çay poşetlerini ikinci kez kullanacak kadar tutumlu, kışın ortasında bile doğalgazı açmaya kıyamayacak kadar kanaatkârdı. Kendine tek bir lüksü vardı: On beş yıl önce mahalledeki eski eşya dükkânından aldığı ucuz, altın kaplama bir kolye.
Her gün takardı.
İçinde ne olduğunu sorduğumda gülümser, mandalının bozulduğunu, kazaklarına takılmaması için yapıştırdığını söylerdi. Ben de inanırdım. İnanmak kolaydı.
Eşyalarını topladığım gün kolyeyi buldum. Kızıma vermeyi düşünüyordum; işitme kaybı vardı ve anneannesiyle aralarında kelimelerden daha güçlü bir bağ bulunurdu. Bu kolye onun için bir hatıra olacaktı.
Sonra kolye elimden kayıp ahşap zemine düştü.
O ses… Metalin boş bir takı gibi çıkarması gereken tok ses değildi. İçeriden gelen net bir çıngırdamaydı.
Donup kaldım.
Kolyeyi ışığa tuttum. Yapıştırılan yer sıradan bir ev tutkalı değildi. Kalın, düzgün ve neredeyse mühür gibi kapatılmıştı. O gece uyuyamadım. Mutfak tezgâhında jilet ve asetonla saatlerce uğraştım. Ellerim titriyordu. “Sadece eski bir fotoğraf,” diye mırıldanıyordum kendime. “Belki babamdan kalma bir şey.”
Metal nihayet açıldığında içinden küçük, oyma bir kurt yavrusu figürü ve annemin el yazısıyla yazılmış katlanmış bir not çıktı.
Notu açtım.
“Eğer bunu okuyorsan,” diye başlıyordu, “demek ki artık susmam gerekmiyor.”
Devamını okudukça kanım çekildi. On beş yıl önce, Kurban Bayramı arifesinde, kasabanın dışındaki ormanlık alanda yaralı bir kurt yavrusu bulduğunu yazmıştı. Yavru vurulmuştu. Resmî kayıtlara göre o yıl bölgede kaçak av yoktu. Ama annem, yavruyu taşıdığı sırada iki adamın tartışmasına kulak misafiri olmuştu. İçlerinden biri belediyede görevliydi, diğeri ise bölgede büyük arazileri olan nüfuzlu bir iş insanı.
Yavruyu yaşatamamış. Ama olayın örtbas edildiğini anlamış.
Figürün, yavrunun boynundaki kırık metal tasmadan yapılmış küçük bir parça olduğunu yazıyordu. Tasma, yasadışı bir av organizasyonunun işaretiydi. Annem bunu saklamıştı. “Gerçek bir gün ortaya çıkmalı,” demişti notun sonunda. “Ama benim gücüm yetmedi.”
Notun son satırını okurken kalbim göğsümü yumrukluyordu. Telefonumu kaptım ve polisi aradım.
İlk gelen ekip şaşkındı. Eski bir kolye, küçük bir figür, on beş yıllık bir iddia… Ama nottaki isimler hâlâ o kasabada yaşıyordu. Dosya yeniden açıldı.
Ertesi gün ifade vermek için karakola gittiğimde işlerin sandığımdan büyük olduğunu anladım. Kurt yavrusu meselesi sadece yasadışı av değildi. Aynı yıl bölgede çıkan şüpheli bir orman yangını da vardı. Yangının, kaçak avı gizlemek için çıkarıldığı düşünülmüştü ama kanıt bulunamamıştı.
Figür incelenmek üzere kriminale gönderildi. Metalin üzerindeki seri numarası, yasaklı bir av kulübüne ait ekipmanla eşleşti. Kulübün başkanı, notta adı geçen iş insanıydı.
Kasaba küçük olduğu için haber çabuk yayıldı. Evimin önünden yabancı arabalar geçmeye başladı. Bir gece kapımın önünde siyah bir araç bekledi. İçinde kimseyi seçemedim ama mesaj açıktı: Karışma.
Kızımın odasına baktım. Uyurken yüzü sakindi. Annemin ona öğrettiği işaret diliyle söylediği son cümle geldi aklıma: “Korkma.”
Ertesi gün savcılığa gidip resmî şikâyet dilekçesi verdim. Annemin notunun tamamını teslim ettim. Notun arkasında küçük bir ayrıntı daha vardı: Tarih ve koordinat benzeri sayılar. Polis, o noktada yıllar önce gömülmüş metal parçaları buldu. Av tuzakları ve mermi kovanları devamı icin sonrki syfaya gecinz...