Altı ay önce, bir annenin yapması gerekenin bu olduğuna inanarak üç odalı evimi oğlum ve gelinine açtım. Gençtiler, yeni evliydiler ve ekonomik şartlar gerçekten zordu. Krediler uçmuş, kiralar akıl almaz hale gelmişti. “Geçici,” dedim kendime. “Biraz toparlanırlar, sonra kendi düzenlerini kurarlar.” Birlikte yenilen akşam yemeklerini, hafta sonu çaylarını, aynı çatı altında büyüyen bir dayanışmayı hayal ettim.
İlk zamanlar her şey yolundaydı. Naziktiler. Dikkatliydiler. Bir şey almadan önce soruyor, kapıları sessiz kapatıyorlardı. Ev hâlâ benim evim gibiydi, sadece biraz daha kalabalık.
Sonra küçük değişiklikler başladı.
Bir sabah mutfağa girdiğimde baharatlığımın yer değiştirdiğini fark ettim. Sonraki hafta dolaplar yeniden düzenlendi. “Daha kullanışlı oldu,” dedi gelinim gülümseyerek. Benim yıllardır alıştığım düzen “dağınık” bulunmuştu. İtiraz etmedim. “Gençler,” dedim içimden, “heveslidir.”
Ama değişiklikler durmadı. Salonun perdeleri değişti. Renkli yastıklarım kaldırıldı, yerlerine soluk tonlar kondu. Banyodaki havlularım ortadan kayboldu; “hijyenik değil” denmişti. Kendi evimde eşyalarımı arar hale gelmiştim. Oğluma açıldığımda omzuma dokundu. “Anne, büyütme. İyi niyetli,” dedi.
Sabrettim.
Sonra mutfak tamamen benden alındı. Pişirdiğim yemekler fazla yağlı bulundu, aldığım ürünler sağlıksız sayıldı. Kendi ocağımın başında misafir gibi duruyordum. Sofraya oturduğumuzda konuşmaların yönü değişmişti; artık ben ev sahibi değil, uyum sağlaması gereken kişiydim.
Yine de sustum.
Ta ki o akşama kadar.
Aralık ayının keskin soğuğunda eve döndüğümde kedim Pamuk kapıda yoktu. On yıldır her gelişimde beni karşılayan o küçük can, ortalıkta görünmüyordu. İçime bir sıkıntı çöktü. “Pamuk nerede?” diye sordum.
Gelinim televizyona bakmaya devam ederek, “Beni rahatsız ediyordu. Balkona kilitledim,” dedi.
Dünya bir anlığına sessizleşti.
Balkon kapısını açtığımda yüzüme çarpan soğuk nefesimi kesti. Pamuk köşeye sinmiş, titriyordu. Tüyleri buz gibi olmuştu. Onu kucağıma aldığımda kalbi çılgınca atıyordu.
İşte o an içimde bir şey kırıldı.
Bu artık perdelerle ya da dolaplarla ilgili değildi. Bu sınırdı. Saygıydı. Merhametti. Ve o sınır aşılmıştı.
Pamuk’u içeri aldım, battaniyeye sardım. Oğlum salona geldiğinde yüzümdeki ifadeyi gördü. “Anne, abartıyorsun,” dedi. “Sadece birkaç saatliğine—”
“El kadar hayvanı Aralık soğuğunda balkona kilitlemek ‘sadece’ değildir,” dedim sakin ama titremeyen bir sesle. İlk kez sesim bu kadar net çıkıyordu.
O gece uyumadım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim devamı icin sonrki syfaya gecinz...