Ben 36 yaşında, bekar bir baba olan Ahmet’im. İki yıl önce eşimi kaybettim ve o günden beri hayat sadece ben ve küçük oğlum Can’dan ibaret. Onu hem annesinin yokluğundan korumaya hem de hayata yeniden bağlamaya çalışıyorum. Ama bazı yaralar kolay iyileşmiyor. Can eskisi gibi kolay gülen bir çocuk değil. Daha sessiz, daha düşünceli… sanki dünyayı diğer çocuklardan biraz daha ağır hissediyor.
Bu yüzden hafta sonu park yürüyüşlerimiz bizim için bir gelenek oldu. Ne kadar yorgun olursam olayım, cumartesi ya da pazar sabahı mutlaka dışarı çıkarız. O yürüyüşler bizim kaçışımızdır; biraz konuşur, biraz güler, hayatın yükünü kısa süreliğine unuturuz.
Geçen pazar yine aynı parkta yürüyorduk. Hava serindi, çimenler gece çiyinden hâlâ nemliydi. Can önümde zıplayarak yürüyordu. Birden durdu.
Neredeyse ona çarpıyordum.
“Ne oldu?” diye sordum.
Hiç cevap vermedi. Çimlerin arasında bir şeye bakıyordu. Sonra yavaşça çömeldi ve yerden eski bir oyuncak ayı aldı.
Ayı berbat haldeydi. Tüyleri çamur içindeydi, bir gözü yarı kopmuştu ve dikişlerinden pamuklar dışarı çıkıyordu. Çoğu çocuk böyle bir oyuncağı görse yüzünü buruşturur ve bırakırdı.
Ama Can bırakmadı.
Sanki onu tanıyormuş gibi, sanki ayı onu bekliyormuş gibi sıkıca kucakladı.
“Baba… bunu eve götürebilir miyiz?” dedi.
“Can… çok kirli.” dedim. “Belki de biri çöpe atmıştır.”
Ama gözlerindeki kararlılığı görünce içim yumuşadı.
“Tamam,” dedim sonunda. “Ama önce güzelce temizleyeceğiz.”
Eve gidince saatlerce uğraştık. Ilık sabunlu suyla yıkadık, kuruttuk, yırtık yerlerini diktim. Can her adımı dikkatle izledi. Pamukları yerine koyarken bile bana müdahale etti.
“Çok değiştirme baba,” dedi.
“Gerçek haliyle kalmalı.”
Akşam olduğunda ayı eskisinden biraz daha düzgün görünüyordu ama hâlâ yıpranmıştı. Can ise onu dünyanın en değerli şeyiymiş gibi kucakladı.
O gece onu yatağına yatırdım. Ayı kollarının arasındaydı.
Battaniyeyi üzerine çekerken elim ayının karnına bastı.
Ve o anda…
tık.
Küçük bir mekanizma sesi duydum.
Sonra çok ince, çok titrek bir fısıltı.
“Can… bana yardım et…”
Kanım dondu.
Nefesimi tuttum.
Bu bir oyuncak sesi değildi. Ne bir müzik ne de kahkaha kaydı. Gerçek bir insan sesiydi.
Ve oğlumun adını söylüyordu devamı icin sonrki syfaya gecinz...