
“Merak etme, canım… en güzel çelengi senin için hazırlatacağım,” diye fısıldadı, komada yatan eşinin kulağına ürpertici sözler.
Ve tam o anda telefonu titredi… her şeyi değiştirecek bir mesajla.
Korkunç kazadan sonra kadın apar topar hastaneye kaldırıldı. Durumu kritikti. Onu hayatla ölüm arasında tutan tek şey yaşam destek cihazlarıydı.
Doktorlar çaresizdi. Yaşama şansı neredeyse yoktu. En sonunda kocasına, boşuna acı çektiğini söyleyerek cihazlardan ayrılmasını tavsiye ettiler.
O da kabul etti… fazlasıyla hızlı.
Dışarıya karşı yıkılmış, sadık ve seven bir koca rolü oynuyordu. Doktorların önünde ağladı, teşekkür etti, ellerini sıktı. Kimse onun samimiyetinden şüphe etmedi.
Ama içten içe bu anı uzun zamandır bekliyordu. Karısının ölümü tek bir anlama geliyordu: onun mal varlığı sonunda kendisinin olacaktı.
Veda günü, onunla baş başa kalmak istediğini söyledi.
Odada boğucu bir sessizlik vardı.
Hareketsiz yüzüne doğru eğildi ve en ufak bir duygu göstermeden fısıldadı:
“Merak etme, canım. Sana yakışır bir cenaze hazırlayacağım. Her şey ayarlandı… ve paran artık benim.”
Sonra çıkmak için arkasını döndü.
Ama tam o anda telefonu tekrar titredi.
Bir mesaj.
Dehşet verici bir mesaj…
Ve bu mesaj, durumu ölümcül biçimde hafife aldığını kanıtlıyordu.
Telefonun ekranı karanlık odada bir anlığına parladı. Adam, kapıya uzanmış eli havada asılı kaldı. Kalbi, az önce fısıldadığı sözlerin yankısıyla değil, ekranda beliren isimle tekledi.
“Bilinmeyen Numara.”
Mesaj tek satırdı:
“Yaşam destek cihazları kapatıldıktan sonra bilincim geri geldi. Seni duydum.”
Adamın boğazı kurudu. Parmakları titredi. Saçma olmalıydı. Komadaki birinin mesaj atması imkânsızdı. Mantığı, panik halinde bahaneler üretmeye çalıştı: Bir şaka, bir yanlış numara, hastanedeki biri… Ama mesajın altındaki saat, tam iki dakika önceyi gösteriyordu. O an, cihazların kapatıldığı an.
Arkasını döndü. Yatağa baktı. Kadının yüzü hâlâ solgundu, gözleri kapalıydı. Göğsü kımıldamıyordu. Odayı dolduran makineler susmuştu. Sessizlik, boğazına bir ip gibi dolandı.
Telefon yeniden titredi.
“Paradan bahsettin. Cenazeden. Sesin titremedi.”
Adam, telefonu cebine tıkıp kapıyı açtı. Koridora fırladı. Ayak sesleri yankılandı. Hemşire bankosuna doğru yürürken kendini toparlamaya çalıştı. Yüzüne o tanıdık, yıkılmış koca maskesini geçirdi.
“Bir şey mi oldu?” dedi hemşire.
“E-evet… Karım… Bir mesaj aldım. Biri dalga geçiyor olmalı. Komadaydı.”
Hemşire kaşlarını çattı. “Hangi odadan bahsediyorsunuz?”
“312.”
Kadın, bilgisayara baktı. Yüzü ciddileşti. “312’deki hasta… az önce beyin dalgalarında beklenmedik bir aktivite kaydedildi. Doktoru çağırdık.”
Adamın dizleri gevşedi. “Ne… ne demek bu?”
Cevap alamadan telefon üçüncü kez titredi devamı sonrki syfda...