Beş yıl önce yağmurlu bir gecede kocamı kaybettim. Herkes bunun basit bir kaza olduğunu söyledi: ıslak fayanslar, karanlık veranda, talihsiz bir düşüş. Doktorlar ciddi kafa travması dedi, dosya kapandı. Ama insan sevdiğini toprağa verdiğinde hiçbir dosya gerçekten kapanmıyor. Geriye sadece sorular, yarım kalmış cümleler ve hatıralar kalıyor.
Ondan bana kalan en kıymetli şey, ölümünden kısa süre önce hediye ettiği küçük sarı çiçekti. Beyaz bir saksının içinde, toprağı her zaman hafif nemli, yaprakları inatla canlıydı. Onu bahçedeki patikanın kenarına koymuştum. Her sabah sularken onunla konuşur gibi oluyordum. Sanki çiçek yaşadıkça, hatırası da canlı kalıyordu.
O gün hava sıcaktı. Toprağını değiştirmeye karar verdim. Saksıyı elime aldığım an, terli avuçlarım kaydı. Seramik fayanslara çarpan saksı paramparça oldu. Toprak etrafa saçıldı. İçimde tuhaf bir huzursuzlukla diz çöktüm, toprağı ellerimle toplamaya başladım.
İşte o anda gördüm.
Toprağın derininde açık renkli, küçük bir kumaş demeti vardı. İnce siyah bir iplikle dikkatlice bağlanmıştı. Kalbim birden hızlandı. Bu çiçeği bana ölümünden sadece birkaç gün önce vermişti. “Buna iyi bak,” demişti. O anı şimdi daha net hatırlıyordum; gözlerindeki tuhaf ciddiyeti…
Demeti titreyerek çıkardım. Kumaş sararmıştı. Düğüm özenle atılmıştı; bu, rastgele gömülmüş bir şey değildi. Bir süre öylece oturdum. Açarsam geri dönüşü olmayacak bir şeyle karşılaşacağımı hissediyordum.
Sonunda ipliği çözdüm.
Kumaşın içinden küçük bir anahtar ve katlanmış bir kağıt çıktı.
Kağıdı açtığımda el yazısını hemen tanıdım. Kocamın yazısıydı.
“Eğer bunu buluyorsan, sana her şeyi anlatma fırsatım olmamış demektir. Sana zarar gelmemesi için sustum. Ama gerçek, sandığından daha tehlikeli.”
Ellerim buz kesti.
Mektupta, ölümünden birkaç hafta önce çalıştığı şirkette büyük bir yolsuzluk fark ettiğini yazıyordu. Bazı isimleri, tarihleri tek tek not almıştı. “Beni izliyorlar,” demişti. “Eğer bana bir şey olursa, bunun kaza olduğuna inanma.”
Nefesim kesildi.
Mektubun sonunda bir adres ve “depo anahtarı” notu vardı. Kumaştan çıkan küçük anahtarın o depoya ait olduğunu anladım.
Bir an bile tereddüt etmeden telefonu kaptım ve polisi aradım.
Sesim titriyordu. “Kocamın ölümü… sanırım kaza değildi.”
İlk başta şüpheyle yaklaştılar. Dosya beş yıl önce kapanmıştı. Ama mektubu ve anahtarı görünce ifadeleri değişti. Ertesi gün beni karakola çağırdılar. Depoya birlikte gittik.
Şehrin kenar mahallesinde, eski bir sanayi sitesindeydi. Tozlu kepenk açıldığında içimdeki korku daha da büyüdü. Rafların arasında dosyalar, klasörler, bir dizüstü bilgisayar ve harici diskler vardı. Her şey düzenliydi. Sanki bir gün geri dönüp kaldığı yerden devam edecekmiş gibi bırakmıştı.
Polisler belgeleri inceledikçe yüzleri ciddileşti. Belgeler, şirketin yasa dışı para transferlerini ve bazı üst düzey yöneticilerin imzalarını içeriyordu. Dahası, kocamın tehdit mesajlarının çıktıları vardı.
Ve en sarsıcısı…
Verandadaki güvenlik kamerasına ait silinmiş görüntülerin bir kopyası.
Görüntülerde o gece yalnız değildi devamı icin sonrki syfaya gecinz..