Yağmur altında biriyle tartışıyordu. Adam yüzünü kapüşonla gizlemişti ama vücut dili öfkeliydi. Bir anlık itişme… ve kocam geriye doğru sendeleyip basamaklardan düşüyordu.
Bu bir kazaydı, ama başlatılan bir kaza.
Soruşturma yeniden açıldı. Aylar süren incelemeler, sorgular ve bilirkişi raporları sonunda gerçeği ortaya çıkardı. Şirketin mali işler müdürü, yolsuzluğu ortaya çıkaracağından korktuğu için kocamı susturmak istemişti. O gece “konuşmak” bahanesiyle eve gelmişti.
Beş yıl boyunca bir kazanın yasını tutmuşum.
Aslında bir cinayetin.
Dava sonuçlandığında mahkeme salonunda oturuyordum. Hakim kararı okurken içimde garip bir boşluk vardı. Adalet yerini bulmuştu. Ama beş yıl geri gelmeyecekti.
O akşam eve döndüğümde bahçeye çıktım. Kırık saksının yerinde hâlâ boşluk vardı. Çiçeği yeni bir saksıya dikmiştim. Bu kez toprağı temizdi, sır yoktu.
Yapraklarına dokundum.
“Artık biliyorum,” diye fısıldadım.
O küçük sarı çiçek, sadece bir hatıra değilmiş. Aynı zamanda bir vasiyetmiş. Gerçeği saklayan bir emanet.
Bazen sevdiklerimiz bizi korumak için susar. Ama gerçek, eninde sonunda toprağın altından bile filiz verir.
Ve ben o gün şunu öğrendim:
Bazı çiçekler sadece güneşle değil, adaletle de büyür.