Genç ve üniformalı bir kadını ormanın ıssız bir yolunda savunmasız sanarak etrafını saran bir grup haydut, birkaç dakika içinde dizlerinin üzerine çökmüş halde merhamet dileyecekti. Çünkü kadının yalnız olmadığını anlamaları uzun sürmeyecekti.
Sonbaharın serinliği çam ağaçlarının arasına sinmişti. İnce sis, dar toprak yolun üzerine ağır ağır çöküyor, akşamın yaklaştığını haber veriyordu. Genç kadın, üzerinde jandarma üniformasıyla kararlı adımlarla ilerliyordu. Görevi gereği en yakın karakola evrak ulaştırması gerekiyordu. Araç arızalanınca yolu yürüyerek tamamlamak zorunda kalmıştı. Telsizi çekmiyor, telefon sinyali ise neredeyse hiç yoktu. Yine de yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.
Üç aydır bölgede bulunan dört serseri, ormanın kıyısındaki eski bir kulübeyi mesken tutmuştu. Kaçak odun kesiyor, zaman zaman yoldan geçenleri korkutup para sızdırıyorlardı. O akşam can sıkıntısıyla yol kenarında oyalanırken genç kadını gördüler. Üniforması dikkatlerini çekmişti ama yalnız olması onları cesaretlendirmişti.
— Burada bağırsan da kimse duymaz, — dedi içlerinden biri, önüne geçerek yolu kapatırken.
Kadın durdu. Gözleri tek tek üzerlerinden geçti. Soğukkanlılığını koruyordu.
— Çekilin yolumdan, görev başındayım, — dedi net bir sesle.
Alaycı kahkahalar yükseldi.
— Görev mi? Tek başına mı? — diye sırıttı bir diğeri. — Bizi mi tutuklayacaksın?
İçlerinden en cüretkâr olanı bir adım atıp kadının etrafında dolandı. Üniformasına bakıp küçümser bir tavırla başını salladı.
— Hem jandarma hem de bu kadar narin ha? Yanında kimse yok mu gerçekten?
Kadın geri çekilmedi. Kalbi hızlı atıyordu ama bakışları kararlıydı. Eğitimlerde öğrendiği her şey zihninden akıp geçiyordu. Sayıları fazlaydı, doğrudan çatışma riskliydi. Ama korku göstermemeliydi.
— Son kez söylüyorum. Yolumdan çekilin.
Adam elini uzatıp omzuna dokunmaya yeltendiği anda kadının bileği hızla hareket etti. Tek hamlede adamın kolunu kilitleyip dizinin üzerine indirdi. Beklenmedik bu hareket diğerlerini bir anlığına duraksattı. Fakat sayıca üstün olduklarını hatırlamaları uzun sürmedi.
— Demek biraz dişlisin, — dedi ensesi tıraşlı olan, cebinden bıçak çıkararak. — Bakalım buna ne diyeceksin?
Gerilim yükselmişti. Kadın geri adım attı ama paniğe kapılmadı. Göz ucuyla çevreyi süzüyordu. Ağaçların arasındaki gölgeler sanki kıpırdamıştı. Rüzgâr bir anda yön değiştirmiş gibi yaprakları hışırdattı.
Tam o sırada tok ve sert bir ses ormanda yankılandı:
— Bıçağı yere bırak.
Adamlar irkildi. Sesin geldiği yöne döndüklerinde ağaçların arasından çıkan uzun boylu bir adam gördüler. Üzerinde sivil kıyafet vardı ama duruşu askerî disiplin taşıyordu. Elinde silah yoktu, fakat bakışları yeterince keskin ve tehditkârdı.
— Sen de kimsin? — diye bağırdı içlerinden biri.
Adam ağır adımlarla yaklaştı.
— Yanlış kişiye bulaştınız.
Bıçaklı olan tereddüt etti ama geri adım atmadı. Bir hamleyle yabancıya doğru atıldı. O an her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Yeni gelen adam çevik bir hareketle saldırıyı savuşturdu, bileğe sert bir darbe indirerek bıçağı düşürdü. Ardından diğerine dönüp kısa ve etkili hamlelerle ikisini birden etkisiz hale getirdi devamı icin sonrki syfaya gecinz...