Genç kadın boş durmamıştı. İlk yere düşürdüğü adamın ayağa kalkmasına fırsat vermeden kelepçesini çıkarmış, bileklerini bağlamıştı. Üçüncü saldırgan kaçmaya yeltendi ama ormanın içinden bir düdük sesi yükseldi. Meğer genç kadın, olayın başında fark ettirmeden acil durum sinyali göndermişti. Yakın bölgede devriye gezen özel tim, konum sinyalini almış ve hızla yaklaşmıştı.
Ağaçların arasından iki araç farı göründü. Siren sesi yükselince haydutların direnci tamamen kırıldı. Birkaç dakika önce kendilerini güçlü sanan adamlar şimdi diz çökmüş, ellerini başlarının üzerine koymuştu.
Yeni gelen adam kadının yanına yaklaştı. Hafifçe başını eğdi.
— İyi misin Teğmen?
Kadın derin bir nefes aldı.
— İyiyim Komutanım. Zamanında geldiniz.
Komutan kısa bir tebessüm etti.
— Zamanında gelmesek de idare ederdin gibi görünüyor.
Gerçekten de öyleydi. Kadın korkmuştu, evet. Ama korku onu felç etmemişti. Eğitimine güvenmiş, soğukkanlılığını korumuştu. Yardım gelene kadar dayanması gerektiğini biliyordu.
Tim ekipleri saldırganları araçlara bindirirken ormanda yeniden sessizlik hâkim oldu. Az önce tehditkâr görünen o dar yol şimdi sakin ve sıradandı. Fakat yaşananlar, genç kadının zihnine kazınmıştı.
Komutan yanına yürüdü.
— Bu meslek cesaret ister, — dedi. — Ama cesaret korkusuzluk değildir. Korkuya rağmen doğru olanı yapmaktır.
Kadın başını salladı. Gözleri kararlıydı.
— Vazgeçmeye niyetim yok Komutanım.
O gece görev tamamlandı. Evrak karakola teslim edildi, saldırganlar adalete teslim edildi. Olay raporlarında belki birkaç satır olarak yer alacaktı her şey. Ama o dar orman yolunda verilen mücadele, bir gerçeği bir kez daha göstermişti:
Bir insanı yalnız ve savunmasız sanmak, en büyük yanılgıdır.
Çünkü gerçek güç bazen sessiz durur, doğru anı bekler. Ve o an geldiğinde, karanlığın içinden bir adım öne çıkar.