Eşim doğum yaptıktan sonra ona iyi bakılması için anneme her ay 25.000 TL gönderiyordum. Tek isteğim, eşimin rahat etmesi, düzgün beslenmesi ve toparlanmasıydı. Ama bir gün, beklenmedik bir şekilde eve erken geldiğimde gördüğüm şey, bütün bildiklerimi altüst etti.
O gün iş yerinde elektrikler kesildi, patron bizi öğleye doğru eve gönderdi. Ben de bunu fırsat bilip eşime sürpriz yapmak istedim. Eve dönerken bir eczaneye uğradım, doktorun doğum sonrası için özellikle önerdiği pahalı ithal sütü aldım. Onu görünce yüzündeki mutluluğu hayal ediyordum.
Eve vardığımda kapının hafif aralık olduğunu fark ettim.
İçerisi garip bir şekilde sessizdi.
Bebeğin uyuduğunu, annemin de komşuya gitmiş olabileceğini düşündüm. Sessizce içeri girdim, sütü masaya bıraktım ve mutfağa yöneldim.
Ama mutfağın kapısına geldiğim anda donakaldım.
Eşim masada kambur bir şekilde oturmuştu. Önünde bir kase vardı ve sanki birileri elinden alacakmış gibi hızlı hızlı yemek yiyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, bir yandan siliyor, bir yandan yutuyordu. Arada bir kapıya bakıyor, yakalanmaktan korkuyormuş gibiydi.
İçimde bir şey koptu.
“Ne yapıyorsun böyle gizli gizli?” dedim sertçe. “Benden ne saklıyorsun?”
Eşim öyle korktu ki kaşık elinden düşüp yere çarptı. Yüzü bembeyaz oldu.
“A-aşkım… neden bu kadar erken geldin? Ben sadece… yemek yiyordum…”
Cevap vermeden elinden kaseyi aldım.
İçine baktığım anda kanım dondu.
Bayat pirinç… kurumuş balık kafaları… keskin kemikler…
Bu yemek değildi. Bu… çaresizlikti.
Başım dönmeye başladı. “Bu ne?” diye sordum, sesim titriyordu.
Eşim gözlerini kaçırdı. Dudakları titredi ama konuşmadı.
O anda içimde korkunç bir şüphe yükseldi.
“Annem nerede?” diye sordum.
Tam o sırada kapı açıldı.
Annem içeri girdi. Elinde poşetler vardı. Beni görünce bir an duraksadı, sonra yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirdi.
“Erken gelmişsin oğlum…”
Ama ben artık o gülümsemeyi görebiliyordum. Sahteydi.
“Elindekiler ne?” dedim.
“Market alışverişi…” dedi.
Poşetleri aldım ve mutfak tezgâhına boşalttım.
İçinden en pahalı etler, taze meyveler, kuruyemişler çıktı.
Ama o sofrada… eşimin önünde… çürük pirinç ve balık kafaları vardı.
Gözlerim karardı.
“Bunlar kimin için?” dedim.
Annem sustu.
Cevap vermeyince sesimi yükselttim: “KİMİN İÇİN?!”
Eşim ağlamaya başladı. “Lütfen… bağırma…”
Ama artık geri dönüş yoktu.
Annem sonunda konuştu. Soğuk bir sesle:
“Ben büyüttüm seni. Ben baktım sana. Şimdi biraz rahat yaşamak benim hakkım değil mi?”
Bir an ne dediğini anlamadım.
“Ne diyorsun sen?” dedim devamı icin sonrki syfaya gecinz...