Rosa Ramírez, kırk üç yılını geçirdiği evin kapısına mühür vurulurken kırmızı valizine sıkıca sarıldı. Banka evlerine el koymuştu ama asıl acı olan evlatlarının ihanetiydi. Belediye başkanı olan oğlu Fernando “başınızın çaresine bakın” diyerek sırtını dönmüş, kızı Beatriz yardımı reddetmiş, Javier ise sessizliğe gömülmüştü. Rosa ve yetmiş bir yaşındaki eşi Armando, yıllarca çocukları için yaptıkları tüm fedakarlıkların ardından kendilerini bir başlarına sokakta bulmuşlardı.
Geceyi geçirecek bir yer ararken kasabanın dışındaki tepelere tırmandılar. Armando, kayaların arasına gizlenmiş taş bir kemer ve dağın yamacına oyulmuş eski bir ahşap kapı fark etti. Bir taşın altına gizlenmiş paslı anahtarı bulup kapıyı açtıklarında gördükleri manzara karşısında nutukları tutuldu. İçeride onları terk edilmiş bir mağara değil; tertemiz, sıcak, sanki biri onları bekliyormuşçasına iki kişilik sofrası kurulmuş, konservelerle dolu huzurlu bir yuva bekliyordu.
Ertesi sabah evi incelerken buldukları eski bir sandık, Rosa’nın tüm hayatını altüst edecek bir gerçeği ortaya çıkardı. Tozlu belgelerin arasında Rosa’nın doğum belgesi ve “Sevgili çocuklarım için” yazılı sararmış mektuplar duruyordu. Meğer bu evi inşa eden kişi, Rosa’nın hiç tanımadığı öz annesi Soledad Vargas’tı. Yıllar önce çocuklarından koparılan Soledad, ömrünü bu sığınağı hazırlayarak ve kızı Rosa’yı uzaktan gizlice izleyerek geçirmişti devamı sonrki syfada g'rsele ilerlyn...