Bu dağ evi, bir annenin pişmanlığının ve hiç bitmeyen sevgisinin somut bir kanıtıydı. Rosa, evlatlarının kendisine göstermediği vefayı, hiç tanımadığı annesinin bu mirasında bulmuştu. Kısa süre sonra, mektuplar sayesinde kendisiyle aynı kaderi paylaşan ve varlığından haberdar olmadığı kardeşlerine de ulaştı. Kendi çocukları tarafından sokağa atılan yaşlı çift, annesinin onlarca yıl önce hazırladığı bu sığınak sayesinde yeni bir aileye ve huzura kavuşmuştu.
Rosa, dağın yamacındaki bu mucizevi evin kapısında durup vadiyi izlerken artık üzgün değildi. Kendi evlatlarının nankörlüğü ona büyük bir ders vermişti ama annesinin mirası ona asıl gerçeği öğretmişti: Gerçek yuva, dört duvardan ibaret değil, zamanı ve ayrılığı aşan bir sevgidir. Rosa, “Gerçek sevgi kaybedilenlere takılıp kalmaz; hala bulunabilecek olanlara odaklanır,” diyerek yeni hayatına ilk adımını attı.