O sabah dersime her zamanki gibi sakin başlamıştım. Yıllardır öğretmenlik yapıyorum ve bir sınıfa girdiğimde öğrencilerin ruh halini birkaç saniyede anlayabilirim. Ama o gün sınıfta farklı bir hava vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi tuhaf bir sessizlik hissediliyordu.
Tahtaya konuyu yazarken arka sıralardan birinin beni dikkatle izlediğini fark ettim. Başımı kaldırdığımda göz göze geldiğimiz kişi Zeynep’ti. Zeynep sınıfın en sessiz öğrencilerinden biriydi. Derste başarılıydı ama pek konuşmazdı. Onu yıllardır tanıyormuşum gibi bir his vardı ama nedenini açıklayamıyordum.
Dersi anlatmaya devam ediyordum ki bir anda elini kaldırdı.
“Buyur Zeynep,” dedim.
Ama cevap vermek yerine yerinden kalktı ve yavaş adımlarla yanıma doğru yürümeye başladı. Sınıfın içindeki uğultu bir anda kesildi. Otuz çift göz bize bakıyordu.
Zeynep yanıma geldi ve çok hafif bir sesle konuştu.
“Öğretmenim… size bir şey söylemem lazım. Ama herkesin içinde söyleyemem.”
Bir an düşündüm. Öğrenciler bazen ailevi sorunlarını anlatmak ister, bazen başka bir mesele olur. Eğilip kulağımı ona doğru yaklaştırdım.
Zeynep derin bir nefes aldı ve kulağıma fısıldadı.
“Ben bu okula tesadüfen gelmedim öğretmenim… sizi bulmak için geldim.”
Bir an anlam veremedim. Ama sonra söylediği ikinci cümle kalbimin hızla atmasına neden oldu.
“Çünkü yıllar önce bana bıraktığınız şeyi geri getirdim.”
O anda beynim adeta durdu. Yüzümdeki ifadeyi kontrol etmekte zorlandım. Sınıfa bakmadan hemen doğruldum.
“Çocuklar sessizce kitabınızı okuyun,” dedim hızlıca.
Sonra kapıya yöneldim ve sınıftan çıktım.
Koridora çıktığım anda kalbim deli gibi atıyordu. Çünkü Zeynep’in söyledikleri beni yıllar öncesine götürmüştü.
Henüz öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Gençtim, heyecanlıydım ve her öğrencinin hayatına dokunmak istiyordum. O zamanlar başka bir şehirde çalışıyordum. Bir gün sınıfta küçük bir “geleceğe mektup” etkinliği yapmıştım.
Her öğrencimden hayallerini yazıp bir zarfa koymasını istemiştim. Zarfın üzerine de şu notu yazmalarını söylemiştim: “On yıl sonra aç.”
Sonra hepsini küçük bir metal kutuya koyup okulun bahçesindeki eski çınar ağacının altına gömmüştük. Çocuklara bunun bir sır olduğunu söylemiştim.
Ama birkaç ay sonra tayinim çıkmış ve o şehirden ayrılmak zorunda kalmıştım. O kutu ve içindeki hayaller… hep aklımda kalmıştı.
Şimdi koridorda nefes nefese düşünürken aklımda tek bir soru vardı.
Zeynep bunu nereden biliyordu?
Birkaç dakika sonra sınıfa geri döndüm. Ders bitene kadar hiçbir şey söylemedim ama gözlerim sürekli Zeynep’i arıyordu.
Zil çaldığında öğrenciler çıkarken ona seslendim.
“Zeynep, sen biraz kalır mısın?”
Sınıf boşaldıktan sonra yanıma geldi. Çantasını yavaşça açtı.
Sonra içinden küçük, paslanmış bir metal kutu çıkardı.
Kutuyu gördüğüm anda kalbim sıkıştı.
Aynı kutuydu.
“Bunu… nereden buldun?” diye sordum şaşkınlıkla.
Zeynep hafifçe gülümsedi.
“Çünkü o sınıftaki öğrencilerden biri annemdi.”
Bir anda her şey yerine oturdu.
“Annem yıllardır o kutudan bahsederdi,” dedi. “Geçen yaz eski okulunu ziyaret ettik. Bahçede o ağacı bulduk… ve kutuyu çıkardık.”
Kutunun kapağını yavaşça açtı devamı icin sonrki syfaya gecinz...