Kedisi her gece sahibini uyandırıp yatak odasından kovuyordu. Kadın, kediyi veterinere götürene kadar kedinin akıl sağlığının bozulduğunu düşünüyordu. Ama gerçek çok daha farklıydı.
Ben bir veterinerim ve insanlar beni çoğu zaman geceleri arar. Bir köpeğin hapşırmasından kedinin iştahsızlığına kadar her şey için. Çoğu zaman telaşlı olurlar. Ama Ayşe Hanım’ın sesi farklıydı. Yorgundu. Öyle bir yorgunluk ki insanın içini sıkıştırıyordu.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
“Merhaba, burası veteriner kliniği mi? Ben Ayşe. Kedimle ilgili bir sorunum var… Artık uyuyamıyorum.”
“Kedim uyutmuyor” cümlesini daha önce yüzlerce kez duymuştum. Genelde gece koşuşturan, kapıyı tırmalayan ya da mama isteyen kediler olurdu. Ama Ayşe Hanım’ın sesindeki kaygı farklıydı.
Ertesi gün kliniğe geldi.
Yaklaşık elli beş yaşlarında, oldukça düzgün giyimli bir kadındı. Saçları bakımlıydı ama gözlerinin altındaki morluklar hemen dikkat çekiyordu. Elindeki taşıma çantasını sanki içinde kırılacak bir eşya varmış gibi dikkatle tutuyordu.
“Bu Miskin,” dedi kapağı hafifçe açarak. “Aslında çok sakin bir kedidir. Ama son üç aydır… geceleri bambaşka biri oluyor.”
Taşıma çantasından gri, iri ve oldukça bakımlı bir kedi bana baktı. Gözleri parlaktı, tüyleri sağlıklıydı. İlk bakışta tamamen normal görünüyordu.
“Kediniz tam olarak ne yapıyor?” diye sordum.
Ayşe Hanım derin bir nefes aldı.
“Her gece aynı saatlerde oluyor. Sabaha karşı üç ya da dört gibi. Önce yanağıma patisiyle dokunuyor. Nazikçe. Tepki vermezsem daha sert vurmaya başlıyor. Bazen elimi ısırıyor. Battaniyeyi çekiyor. Ta ki ben kalkıp yatak odasından çıkana kadar durmuyor.”
“Sonra?”
“Ben salondaki kanepede yatmaya gidiyorum. O da hemen gelip benim yastığıma yatıyor… ve sabaha kadar kıpırdamadan uyuyor.”
Bu gerçekten tuhaftı.
“Bu ne zamandır böyle?” diye sordum.
“Üç ay kadar oldu. İlk başta davranış sorunu sandım. Sonra belki hasta olduğunu düşündüm. Ama en sonunda psikoloğa gittim. Bana stres kaynaklı uykusuzluk teşhisi koydu. Sakinleştirici verdi. Ama hiçbir şey değişmedi.”
Miskin’i muayene masasına aldım.
Kalp atışları normaldi. Nefesi temizdi. Gözleri canlıydı. Tüyleri parlaktı. Refleksleri yerindeydi.
Kısacası tamamen sağlıklıydı.
Ama o sırada fark ettiğim bir şey beni düşündürdü.
Kedi sürekli Ayşe Hanım’a bakıyordu.
Sıradan bir bakış değildi bu. Dikkatli, tetikte bir bakıştı. Sanki onu kontrol ediyordu.
“Kediniz geceleri başka bir şey yapıyor mu?” diye sordum.
Ayşe Hanım bir an düşündü.
“Aslında… bazen yatak odasının kapısında durup karanlığa bakıyor. Kulakları dik oluyor. Sanki bir şey dinliyormuş gibi.”
Bu detay önemliydi.
Hayvanlar bazen insanların fark etmediği şeyleri hissederler. Sesleri, titreşimleri, kokuları…
Bir süre düşündüm ve sonra Ayşe Hanım’a döndüm.
“Size biraz tuhaf gelebilir ama bu gece bir şeyi denemenizi istiyorum,” dedim. “Yatağınızın başucuna telefonunuzu koyun ve ses kaydı açın. Gece boyunca kayıt alsın.”
Ayşe Hanım şaşırmıştı ama kabul etti.
Ertesi gün sabah erkenden tekrar kliniğe geldi.
Yüzü bu kez daha solgundu.
“Kaydı dinledim,” dedi titreyen bir sesle devamı icin sonrki syfaya gecinz...