Bir adam yıllarca aynı kadına çiçek gönderdi… ama kadın gerçeği ölümünden sonra öğrendi.
Hikâye küçük bir sahil kasabasında başladı. Deniz kokusunun dar sokaklara karıştığı, insanların birbirini ismiyle tanıdığı o kasabada yaşayan Leyla, her yıl aynı gün kapısının önünde bırakılan kırmızı güllerle tanınır olmuştu. Güller her zaman tazeydi. Üzerlerinde küçük bir not olurdu ama notta hiçbir zaman isim yazmazdı.
Sadece iki kelime.
“Unutmadım, Leyla.”
İlk çiçek geldiğinde Leyla yirmi üç yaşındaydı. Üniversiteden yeni dönmüş, kasabada küçük bir kitapçı açmıştı. O sabah dükkânının kapısını açarken yerde duran gülleri görünce önce şaşırdı. Kırmızı güllerin yanında duran küçük notu eline aldı. Üzerinde sadece o iki kelime yazıyordu.
“Unutmadım, Leyla.”
Önce bunun bir yanlışlık olduğunu düşündü. Belki başka birine bırakılmıştı. Ama ertesi yıl aynı gün yine geldi. Aynı güller… aynı not.
Sonraki yıl yine.
Ve bir sonraki yıl…
Her yıl.
Kasabada dedikodular kısa sürede yayılmıştı. “Leyla’nın gizli bir hayranı var.” diyenler oldu. “Eski bir sevgilisi olabilir.” diyenler de. Ama Leyla’nın aklında tek bir soru vardı: Bu kişi kimdi?
Yıllar geçtikçe merakı büyüdü.
Bir yıl erkenden kalkıp kapısının önünde bekledi. Belki çiçekleri getiren kişiyi yakalayabilirdi. Gece yarısından sonra sandalyesini kapının yanına koydu. Sokak sessizdi. Rüzgâr denizden hafif bir tuz kokusu getiriyordu.
Ama sabaha karşı birkaç dakika uyuyakalmıştı.
Uyandığında yine aynı manzara vardı: Kapısının önünde kırmızı güller ve o küçük not.
“Unutmadım, Leyla.”
O an garip bir şey hissetti. Bu kişinin onu incitmek gibi bir niyeti yoktu. Sanki sadece uzaktan hatırlatmak istiyordu: Birisi hâlâ seni düşünüyor.
Leyla bunu zamanla hayatının bir parçası gibi kabullendi. Kitapçısında çalışmaya devam etti. İnsanlar gelip giderken, her yıl aynı gün kapısında güller beliriyordu. O gün geldiğinde kasabada küçük bir heyecan oluşurdu.
“Bu yıl da geldi mi?” diye sorardı herkes devamı icin sonrki syfaya gecinz...