Leyla bazen gülleri vazoya koyar, bazen de dükkânın önüne bırakırdı. Ama her seferinde o notu saklardı. Küçük bir kutuda biriktirdiği onlarca not vardı artık.
Aradan yirmi yıl geçti.
Kasaba büyüdü, insanlar değişti ama o gelenek hiç değişmedi. Leyla kırk yaşına geldiğinde bile çiçekler gelmeye devam ediyordu.
Ta ki bir sabaha kadar.
O yıl kapısının önünde yine güller vardı. Ama bu kez not farklıydı.
“Bugün son kez.”
Leyla’nın kalbi bir an hızlandı. İlk kez mesaj değişmişti. Gülleri eline alıp uzun süre baktı. Kim olduğunu hâlâ bilmiyordu ama içinde garip bir boşluk oluştu.
Sanki yıllardır görünmeyen biri hayatından gerçekten çıkmış gibiydi.
Aradan birkaç gün geçti.
Kasabada bir haber yayıldı.
Kasabanın eski sakinlerinden biri, Murat, hayatını kaybetmişti. Sessiz, içine kapanık bir adamdı. Limanda çalışır, kimseyle pek konuşmazdı. Çoğu insan onu zar zor tanırdı.
Leyla da onu sadece uzaktan hatırlıyordu.
Ama birkaç gün sonra kapısı çalındı.
Gelen kişi Murat’ın avukatıydı.
Elinde küçük bir kutu vardı.
“Bunu size bırakmamı istedi,” dedi.
Leyla şaşkınlıkla kutuyu aldı. İçinde sararmış bir fotoğraf ve bir mektup vardı. Fotoğrafa baktığında kalbi bir an duracak gibi oldu.
Fotoğrafta genç bir Leyla vardı.
Ve yanında Murat.
Bir anı zihninde canlandı.
Üniversiteden döndüğü ilk yaz… kasabada düzenlenen küçük bir festival… sahilde edilen kısa bir sohbet… ve sonra hayatın onları farklı yönlere savurması.
Leyla mektubu açtı.
Murat’ın titrek ama düzgün yazısıyla şu satırlar yazıyordu:
“Yıllar önce o festival gecesinde sana bir şey söylemek istemiştim ama cesaret edemedim. Sonra seni uzaktan izledim. Mutlu olduğunu görmek bana yetti. Hayatına karışmak istemedim. Ama seni hiç unutmadım. Bu yüzden her yıl sana çiçek gönderdim. Sana yaklaşamadım ama en azından bir günlüğüne seni gülümsetmek istedim.”
Leyla’nın gözleri doldu.
Mektubun sonunda tek bir cümle vardı.
“Eğer bu mektubu okuyorsan, artık sana çiçek gönderemeyeceğim demektir.”
Leyla o gün uzun süre sahilde yürüdü. Elinde yıllardır gelen notlardan biri vardı.
Denize baktı.
Ve ilk kez o iki kelimeyi fısıldadı.
“Ben de unutmadım.”