Bir açık artırmada kimsenin almak istemediği eski bir valizi satın aldım; eve gelip açtığımda içindekiler beni şoke etti. Açık artırma salonunda o valizi ilk gördüğümde aslında dikkatimi çeken şey pek de kendisi değildi. Kahverengiye çalan, köşeleri aşınmış, derisi yer yer çatlamış eski bir valizdi. Ama üzerinde solmuş bir etiket vardı: küçük, yuvarlak bir yazıyla yazılmış bir isim ve silinmeye yüz tutmuş bir tarih. Neden bilmiyorum ama o etikete bakarken içimde garip bir merak uyanmıştı.
İnsanlar tabloları, antika saatleri ve porselenleri kapışırken bu valize kimse teklif vermedi. Görevli neredeyse sıkılmış bir ses tonuyla fiyatı düşürdü. Salonun arka sıralarında oturuyordum ve bir anlık bir dürtüyle elimi kaldırdım. Kimse rakip olmadı. Birkaç dakika sonra valiz benimdi.
Eve dönerken arabada sürekli valize bakıp durdum. Sanki içinden bir hikâye çıkacakmış gibi hissediyordum. Kapıyı kapattım, mutfağın ortasına valizi koydum ve bir süre sadece ona baktım. Deri yüzeyinde yılların izleri vardı. Kilitleri eski tip metaldi. Parmaklarım biraz titreyerek kilidi açtım.
Kapağı kaldırdığım anda ilk fark ettiğim şey kâğıt kokusuydu. Eski kitapların kokusuna benzeyen, hafif tozlu ama sıcak bir koku. İçerisi beklediğim gibi kıyafetlerle dolu değildi. Valizin içinde düzenli şekilde yerleştirilmiş onlarca zarf, küçük defterler ve birkaç fotoğraf albümü vardı.
İlk zarfı açtım. İçinden sararmış bir mektup çıktı. Yazı el yazısıydı; ince, özenli ve oldukça eski görünüyordu. “Sevgili Mira,” diye başlıyordu. Mektubu yazan kişi uzun bir yolculuktan bahsediyor, bir gün geri döneceğine söz veriyordu. İlk başta bunun eski bir aşk hikâyesi olduğunu düşündüm.
Ama ikinci, üçüncü ve dördüncü mektupları okudukça bir şey fark ettim.
Mektuplar onlarca yıl boyunca yazılmıştı.
Farklı tarihler vardı. Farklı şehirler. Ama hepsi aynı kişiye yazılmıştı: Mira.
Merakım giderek büyüyordu. Fotoğraf albümünü açtım. Siyah beyaz fotoğraflarda genç bir kadın vardı. Kısa saçlı, gözleri parlak, gülümsemesi çok içtendi. Bir fotoğrafın arkasında aynı isim yazıyordu: Mira.
Defterlerden birini açtım. Bu kez yazılar farklıydı. Daha kısa notlar, küçük çizimler ve bazı listeler vardı. Bir sayfanın köşesinde şu cümle yazıyordu:
“Eğer biri bu valizi bulursa, hikâyemizin kaybolmasına izin verme.”
O anda içimden tuhaf bir ürperti geçti. Sanki birinin yarım kalmış hayatına yanlışlıkla dokunmuş gibiydim devamı icin sonrki syfaya gecinz...