Anne ve babamı altı yaşındayken bir trafik kazasında kaybettim. O gün hayatım ikiye ayrılmış gibiydi: kazadan önceki dünya ve kazadan sonraki dünya. Kazadan sonra geriye kalan tek şey babaannemdi. O, benim hem ailem hem de sığınağım oldu.
Babaannemin küçük ama sıcak bir evi vardı. Eve her girdiğimde tarçın, eski kitap ve yeni yıkanmış çamaşır kokusu hissederdim. Sabahları erkenden kalkar, gün boyu çalışır ve akşam eve geldiğinde yüzünde yorgun bir gülümseme olurdu. Kendisi için neredeyse hiç para harcamazdı. Yıllardır giydiği kazakları tekrar tekrar onarır, ayakkabılarını tamir ettirir ve sahip olduğu her şeyi benim için saklardı.
Akşamları mutfağa girer, bana sıcak gözleme ya da krep yapardı. Sonra birlikte masaya otururduk. Ödevlerimi kontrol eder, yanlış yaptığım soruları sabırla anlatırdı. Gece olduğunda ise gözleri yorgunluktan kapanacak gibi olsa bile bana kitap okurdu.
Biz birbirimize çok bağlıydık. Çoğu kişi onu babaannem değil annem sanırdı. Arkadaşlarım vardı ama onunla geçirdiğim zamanın yerini hiçbir şey tutmazdı. Pazar öğleden sonraları birlikte çay içer, eski bir desteyle kart oyunları oynardık. Ben hep kazanırdım ama yıllar sonra anladım ki aslında o bilerek kaybediyordu.
Ama ben büyüdükçe sabrım azalmaya başladı.
On beş yaşıma geldiğimde okulda çoğu arkadaşımın ailesi onlara araba almıştı. Bir gün akşam yemeğinde konuyu açtım.
“Babaanne,” dedim, “herkesin arabası var. Benim neden yok?”
Bana uzun süre baktı. Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
“Henüz değil yavrum. Biriktirmemiz gereken daha önemli şeyler var.”
O an bunu bir bahane gibi duydum. İçimdeki öfke bir anda büyüdü.
“Sen hep böyle diyorsun!” diye bağırdım. “Hiçbir şey almıyorsun!”
Kapıyı sertçe çarpıp odama gittim. Saatlerce onunla konuşmadım. O gece mutfakta tek başına oturduğunu biliyordum ama yanına gitmedim.
İçimden onun cimri olduğunu düşünüyordum.
Oysa hiçbir şey bilmiyordum.
Sadece birkaç gün sonra babaannem aniden fenalaştı. Hastaneye kaldırıldı ama doktorlar fazla bir şey yapamadı. O gece… onu kaybettim.
Ev bir anda sessizliğe gömüldü. Daha önce bana sıcak gelen o küçük ev şimdi boş ve soğuk görünüyordu. Mutfakta onun sandalyesi duruyordu ama artık orada kimse oturmuyordu.
Cenazeden üç gün sonra kapı çaldı. Postacı küçük bir zarf bıraktı. Üzerinde babaannemin el yazısıyla adım yazıyordu.
Ellerim titreyerek zarfı açtım.
İçinden uzun bir mektup çıktı.
“Sevgili yavrum,” diye başlıyordu.
Mektubu okumaya başladıkça kalbim hızla çarpmaya başladı.
Babaannem yıllardır bana anlatmadığı bir gerçeği yazmıştı devamı icin sonrki syfaya gecinz...