Ailemizde altı kız kardeş vardı. Küçük bir kasabada, mütevazı ama sıcak bir evde yaşıyorduk. Annem bizi sevgiyle büyütür, babam ise akşamları eve geldiğinde hepimizi sırayla kucaklardı. O zamanlar hayatın böyle devam edeceğini sanıyordum.
Ama en küçük kız kardeşimiz doğduktan bir yıl sonra her şey değişti. Bir akşam babam anneme başka bir kadın bulduğunu söyledi ve arkasına bile bakmadan gitti.
Annem o gece ağlamadı. Sadece sessizce mutfağa gidip ertesi günün planını yaptı.
O günden sonra hem anne hem baba oldu. Gündüzleri temizlik işlerine gider, akşamları eve gelip bizim ödevlerimizle ilgilenirdi. Biz de büyüdükçe onun yükünü biraz olsun hafifletmeye çalıştık.
Fakat hayat anneme ikinci bir darbe daha vurdu. Yıllar sonra doktordan gelen haber hepimizi yıktı: kanser.
Annem bir yıl boyunca mücadele etti ama sonunda bizi bırakıp gitti.
O gün henüz 22 yaşındaydım ve üniversitenin son sınıfındaydım. Mezuniyetime aylar kalmıştı ama önümde çok daha büyük bir karar duruyordu. Beş küçük kız kardeşim bana bakıyordu.
O an kendi kendime söz verdim: onları asla bırakmayacaktım.
Mahkemeye başvurdum ve resmi olarak onların vasisi oldum.
Hayatım bir anda değişti. Gündüzleri yarı zamanlı çalışıyor, geceleri ders çalışıyordum. Hafta sonları ek işlere gidiyor, eve döndüğümde faturaları hesaplıyordum.
Bazen yorgunluktan koltukta uyuyakalırdım ama sabah uyandığımda küçüklerin kahkahalarını duyunca yeniden güç bulurdum.
İki yıl böyle geçti.
Mezun oldum, iyi bir işe girdim ve sonunda hayatımız biraz olsun düzene girmeye başladı. Küçükler okullarında başarılıydı, evimizde yeniden huzur vardı.
Ta ki o Pazar sabahına kadar.
O sabah mutfakta krep yapıyordum. Küçük kız kardeşlerim masada sabırsızlıkla bekliyordu. Ev kahkaha ve sıcak kokularla doluydu.
Tam o sırada kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda kalbim bir an duracak gibi oldu.
Karşımda babam duruyordu.
Onu yıllardır görmemiştim. Sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordu. İçeriye doğru bakıp, “Vay canına, burayı bayağı toparlamışsın,” dedi.
Sesim sertleşti.
“Ne istiyorsun?” diye sordum.
Boğazını temizledi, sanki sıradan bir konuşma yapıyormuş gibi rahat davranıyordu.
“Annen öldükten sonra bu ev yasal olarak bana kaldı. Yeni kız arkadaşım var ve buraya taşınacağız. Çocukları pek sevmiyor, o yüzden sizin taşınmanız gerekiyor.”
Sözleri içimde bir şeyleri parçaladı ama o devam etti.
“İstersen işi mahkemeye de taşıyabiliriz. Hem evi alırım hem de kardeşlerinin velayetini.”
İçimdeki öfke göğsümde alev gibi yükseldi ama yüzüme yansıtmadım.
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra gülümsedim.
“Haklısın baba,” dedim sakin bir sesle. “Yarın gel. Tüm belgeleri hazırlayayım.”
Yüzünde memnun bir ifade belirdi. Zafer kazanmış gibi başını salladı ve gitti.
Kapıyı kapattığımda kalbim hızla atıyordu.
Mutfağa döndüm. Kız kardeşlerim masada hâlâ beni bekliyordu.
Onlara baktım ve içimden tek bir şey geçirdim:
Babam büyük bir hata yapmıştı.
Çünkü annem ölmeden önce her şeyi düşünmüştü.
Hastalığının son aylarında beni yanına çağırmış, bazı belgelerden bahsetmişti. O zaman tam anlamamıştım ama ölümünden sonra bir avukat bizi aramıştı.
Annem evi çoktan benim üzerime devretmişti devamı icin sonrki syfaya gecinz...