
Ankara’nın o dondurucu, gri kışlarından birinde, daha 20 yaşındayken kucağıma verdiler Ceren’i. Genç yaşta anne olmanın verdiği o tarifsiz korku ve sevgi sarmalı içinde büyüttüm onu. 21 yıllık kocam, can yoldaşım Hakan, yıllar süren ağır bir kanser tedavisine yenik düştüğünde, dünya başıma yıkıldı sandım. Tunalı’daki evimizin her köşesine sinmiş hatıralarla, Ceren ve ben bir başımıza kaldık. Hakan’ın yokluğu koca bir çınar devrilmiş gibi hissettirse de, kızımla sırt sırta verip hayata yeniden tutunmayı başardık.
Zaman, her acının üzerini örten o gri tozunu bizim de üzerimize serpti. Ceren üniversiteden mezun oldu, iş hayatına atıldı. Son günlerde eve hep yüzünde güller açarak geliyordu. Hayatına harika bir adamın girdiğini, onunla çok mutlu olduğunu anlatıp duruyordu. Kısa süre içinde bizi tanıştıracağına dair söz vermişti. Kızımın gözündeki bu ışıltı, babasının ölümünden sonra evimize doğan ilk güneşti. Ceren onu akşam yemeğine davet edeceğini söylediğinde, sabahtan itibaren mutfakta harikalar yaratmaya başladım. Mantılar açıldı, zeytinyağlılar sarıldı. İçimde, kızımın sevdiği adamı görecek olmanın verdiği tatlı bir annelik heyecanı vardı.
Akşam kapı çaldığında önlüğümü çıkarıp heyecanla kapıya koştum. Kapıyı açmamla birlikte, yüzümdeki gülümsemenin bir cam gibi parçalanması bir oldu. Kanımın çekildiğini, nefesimin kesildiğini hissettim. Ceren eşikte, elini sıkıca tuttuğu, yaşça ondan oldukça büyük bir adamla duruyordu. Adamın gözlerine baktığım an, zaman geriye, tam 20 yıl öncesine sardı. Karşımda duran adam… Sinan’dı. BENİM lise yıllarındaki büyük aşkım Sinan.
Biz Sinan’la lisedeyken, dünyayı karşımıza alacak kadar büyük bir aşk yaşamıştık. Bir yılı aşkın süren ilişkimiz, benim şehir dışında bir üniversite kazanmamla dönüm noktasına gelmişti. Sinan oraya gitmemi istememişti. O gençlik ateşiyle, eğitimimden vazgeçmeyeceğimi söyleyip onu terk etmiştim. Bana kalbini kırdığımı söylemiş ve o günden sonra bir daha hiç karşıma çıkmamıştı.
Ceren’in neşeli sesiyle irkildim: ‘Anneciğim, işte Sinan!’ O an öleceğimi sandım. Boğazımdaki kurulukla zoraki bir ‘Hoş geldiniz’ diyebildim. Yemek boyunca lokmalar boğazıma dizildi. Sinan’ın gözlerindeki ifade nefreti değil, derin bir hüznü andırıyordu. Çay servisine geçeceğimiz sırada, ‘Sinan bey, mutfakta bana yardım edebilir misiniz?’ diyerek onu Ceren’den uzaklaştırdım.
Mutfakta kapıyı kapatır kapatmaz üzerine atıldım. ‘Bu da ne demek oluyor? Ceren benim kızım, senin burada ne işin var?’ diye fısıldayarak bağırdım. Sinan, ellerini başının arasına alarak Ceren’in benim kızım olduğunu gerçekten bilmediğini söyledi. Anlattığına göre tamamen tesadüfen tanışmışlardı. Kendisi de gerçeği kapıyı ben açtığında öğrenmişti. 20 yıllık yaş farkının onu da çok düşündürdüğünü ama Ceren’e aşık olduğunu, bunu engelleyemediğini itiraf etti.
O gece ondan ayrıldıktan sonra Ceren’i karşıma alıp konuşmayı denedim. Ama beni dinlemedi bile. Her şey çığırından çıkmış bir tren gibi hızla ilerledi. Sadece birkaç ay sonra Ceren, parmağında bir nişan yüzüğüyle karşıma geçti.
‘Anne,’ dedi sert bir dille, ‘Ben Sinan’ı seviyorum. Bana evlenme teklif etti ve biz evleniyoruz. Bunu ya kabul edersin ya da benimle bütün bağlarını koparırsın; bir daha yüzümü göremezsin.’
Hakan’ın ölümünden sonra hayattaki tek varlığım olan kızımı kaybedemezdim. Yüreğimde cam kırıklarıyla bu evliliği kabullenmek zorunda kaldım.
Düğün günü geldi çattı. Ankara’da büyük bir otelin salonunda herkes dans ediyor, eğleniyordu. Ben ise salonun en loş köşesinde, içimde kopan fırtınalarla dikiliyordum. Kendi lise aşkımın, kızımın eşi olmasını izlemek tarifsiz bir azaptı.
Derken Sinan’ın kalabalıktan ayrılıp bana doğru yürüdüğünü gördüm. Adımları ağır, yüzü karmakarışıktı. Yanıma geldiğinde nefes nefeseydi, çok huzursuzdu.
‘Bir şey mi oldu?’ diye sordum korkuyla.
Derin bir iç çekti. Gözleri dolmuştu.
‘Sonunda her şeyi itiraf etmeye hazırım Elif…’ dedi titreyen bir sesle. ‘Sana 20 yıldan fazladır sakladığım, daha doğrusu benden saklanan o gerçeği söyleyeceğim. Biz seninle sen üniversiteye gittin diye ayrılmadık Elif. Kardeşim hastaydı, paraya ihtiyacımız vardı. Rahmetli kocan Hakan… Üniversitede senden hoşlandığı o ilk günlerde beni buldu. Kardeşimin hastane masraflarını karşıladı ama tek bir şartla; seni terk etmem, senin beni suçlu bilmen ve Ankara’yı terk etmem şartıyla. Ben seni hiç bırakmak istemedim Elif. Hakan, çaresizliğimi satın aldı. Kızına aşık oldum evet, ama yıllarca beni bir hain gibi hatırlamanın yüküyle yaşadım. Şimdi kızının kocasıyım ama bil ki, o gün o otobüse binip giderken benim kalbim seninle kalmıştı.’
Yirmi yıl boyunca öfke duyduğum adamın aslında benim için hayatından vazgeçtiği gerçeği ve bunu yapanın yasını tuttuğum kocam olması… Düğün salonunun o kalabalık gürültüsü içinde, ruhumun paramparça oluşunun sesini sadece ben duydum.