Akşam güneşi dağların arkasına doğru inerken tren ağır ağır kanyonun üzerindeki eski demiryolu köprüsünden geçiyordu. Aşağıda köpürerek akan nehirin sesi vagonlara kadar ulaşıyor, sert rüzgâr metal köprüyü titreterek uğultulu bir gürültü çıkarıyordu. Yolcuların bazıları manzarayı izlemek için pencerelere yaklaşmış, bazıları ise vagonların arasında kısa bir nefes almak için dış platformlara çıkmıştı.
Merve de o yolculardan biriydi.
Vagonlar arasındaki dar platforma çıktı. Soğuk metal korkuluğa tutundu ve derin bir nefes aldı. Günlerdir içini kemiren düşünceler vardı ama o an manzaranın büyüklüğü karşısında biraz sakinleşmişti. Gözlerini bir an kapattı.
Tam o sırada arkasında bir ayak sesi duyuldu.
Kocası Ahmet sessizce platforma çıktı. Adımları neredeyse duyulmayacak kadar hafifti.
— Güzel, değil mi? dedi sakin bir sesle.
Merve başını çevirip hafifçe gülümsedi.
— Çok güzel… ama biraz korkutucu. Şu yüksekliğe bak.
Aşağıdaki nehir dar kanyonun içinde vahşi bir güçle akıyordu. Köprü gerçekten ürkütücü derecede yüksekti.
Ahmet birkaç adım daha yaklaştı. Merve korkuluğa yaslanmış manzaraya bakarken o neredeyse arkasına kadar gelmişti.
Bir süre sessizlik oldu. Sadece rüzgârın uğultusu ve trenin raylarda çıkardığı metal sesleri duyuluyordu.
Sonra Ahmet alçak bir sesle konuştu.
— Biliyor musun… bazen hayat sandığımızdan çok daha basit oluyor.
Merve kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
Ama cevabı duyamadı.
Ahmet bir anda iki eliyle onu itti.
Her şey bir saniyede oldu.
Merve çığlık atmaya bile fırsat bulamadan korkuluğun üzerinden savruldu. Açık pembe elbisesi rüzgârda bir an dalgalandı ve sonra boşluğun içine doğru kayboldu.
Aşağıda yalnızca köpüren nehir vardı.
Tren ise yoluna devam ediyordu.
Ahmet birkaç saniye donakalmış şekilde durdu. Kalbi göğsünde hızla atıyordu. Ellerini korkuluğa koydu ve derin nefes aldı.
Etrafına baktı.
Kimse yoktu.
Platform boştu.
— Bitti… diye fısıldadı kendi kendine. — Artık her şey bitti.
Aylarca plan kurmuştu. Merve’nin üzerine kayıtlı büyük bir miras vardı. Şirket hisseleri, evler, hesaplar… Hepsi artık ona kalacaktı. Bir kazaymış gibi görünecekti. Köprü, rüzgâr, dengesini kaybetme…
Kimse gerçeği öğrenemeyecekti.
Ceketini düzeltti ve vagona dönmek için kapıyı açtı.
Ama tam o anda tren aniden sert bir fren yaptı.
Vagon sarsıldı.
Ahmet kapıya tutunarak dengesini korudu.
Koridordan telaşlı sesler geliyordu.
“Ne oluyor?” diye bağıran yolcular vardı.
Tren yavaşladı… sonra neredeyse tamamen durdu.
Ahmet’in kaşları çatıldı.
Bu beklediği bir şey değildi.
Kapıdan içeri girdiğinde iki tren görevlisinin hızla ilerlediğini gördü. Arkalarında birkaç yolcu da merakla bakıyordu.
Bir görevli yüksek sesle konuşuyordu:
— Az önce bir yolcu acil durum kolunu çekmiş!
Ahmet’in kalbi bir an duracak gibi oldu.
Acil durum kolu mu?
Görevli devam etti:
— Bir kadın köprüden düşmüş ama nehre değil… köprünün bakım platformuna düşmüş! Hâlâ hayatta olabilir!
Ahmet’in yüzü bir anda soldu.
“Bu imkânsız…” diye düşündü.
Kadın yaşıyor muydu? devamı icin sonrki syfaya gecinz..