Uçakta yanımda oturan adam sürekli pencereden dışarı bakıyordu; inişten sonra nedenini anlayınca şok oldum.
Uçak İstanbul’dan kalkalı yaklaşık bir saat olmuştu. Yolcuların çoğu ya uyuyordu ya da kulaklıklarını takıp film izliyordu. Kabinin içi loştu, motorun monoton uğultusu insanı ister istemez uykuya sürüklüyordu. Ama yanımda oturan adam tamamen farklıydı. Orta yaşlarda, kırklı yaşlarının sonlarında gibi görünüyordu. Üzerinde sade bir mont vardı ve ilk bakışta sıradan bir yolcu gibiydi. Fakat dikkatimi çeken şey, uçuş boyunca neredeyse hiç hareket etmeden sürekli pencereden dışarı bakmasıydı. Ne telefonuna dokundu, ne kitap çıkardı, ne de gözlerini kapatıp dinlendi. Sadece dışarıya bakıyordu; bulutlara, kanada, ufka… sanki bir şeyi arıyor gibiydi.
Bir süre sonra merakım ağır bastı ve dayanamayıp sordum: “İlk defa mı uçuyorsunuz?” Adam başını bana çevirdi. Gözlerinde garip bir yorgunluk ve derin bir düşünce vardı. “Hayır,” dedi sakin bir sesle, “ama uzun zamandır ilk kez bu kadar dikkatli bakıyorum.” Ne demek istediğini tam anlayamadım ama daha fazla sorgulamak istemedim. Sohbet kısa sürdü ve adam tekrar pencereye döndü. Uçuş boyunca her türbülansta gözleri büyüyor, sonra tekrar ufka kilitleniyordu. Sanki bulutların arasında görünmez bir şeyi takip ediyordu.
Yaklaşık iki saat sonra pilot iniş anonsu yaptı. Uçak alçalmaya başladığında adamın dikkati daha da arttı. Neredeyse pencereye yapışmış gibiydi. Şehrin gece ışıkları aşağıda küçük yıldızlar gibi parlıyordu. Tekerlekler piste değdiğinde kabinde hafif bir alkış yükseldi ama adam alkışlamadı; sadece derin bir nefes aldı. Terminale yürürken fark ettim ki sürekli arkasına bakıyordu. Merakımı bastıramayıp tekrar sordum: “Birini mi bekliyorsunuz?” Adam kısa bir an durdu. “Evet,” dedi. “Kim?” diye sordum devamı icin sonrki syfaya gecinz...