Ayşe ile 25 yıllık evliliğimizi kutlamak için küçük ama benim için çok büyük bir sürpriz planlamıştım. Yıllardır birlikte bir hayat kurmuş, üç çocuk büyütmüş, iyi günleri de zor günleri de omuz omuza yaşamıştık. Aramızdaki bağ güçlüydü ama ben yine de ona, hâlâ ilk günkü gibi değer verdiğimi göstermek istiyordum.
Bu yüzden aklıma çılgınca sayılabilecek bir fikir geldi: yeminlerimizi yenileyecektik.
Ama bu tören sıradan olmayacaktı. Ona vereceğim hediye de sıradan olmayacaktı.
Bir gün eski bir sandığı karıştırırken anneannemin bana yıllar önce öğrettiği örgüleri hatırladım. Çocukken bana sabırla ilmek atmayı, ipi nasıl çevireceğimi öğretirdi. O zamanlar atkılar, bereler örerdim. Basit şeylerdi ama içlerinde emek vardı.
İşte o anda aklıma o fikir geldi.
Ayşe’ye bir gelinlik örecektim.
İlk başta bunun mümkün olup olmadığından bile emin değildim. İnternetten dantel örgü modelleri araştırdım, videolar izledim, defalarca yanlış yaptım. Bazen saatlerce uğraştığım bir parçayı söküp yeniden başladığım oldu.
Ama vazgeçmedim.
Ayşe evde olmadığında garaja gidiyor, küçük lambayı yakıp saatlerce örüyordum. Bazen gece yarısını geçiyordu. Bazen hafta sonu arkadaşlarıyla kahve içmeye gittiğinde fırsat buluyordum. Hatta öğle aralarında bile arabada birkaç sıra ördüğüm oldu.
Aylar geçti.
Her ilmekte sanki yıllarımızı hatırlıyordum. İlk tanıştığımız gün… çocuklarımızın doğduğu an… beraber atlattığımız zor zamanlar…
O gelinlik sadece bir kıyafet değildi.
Yirmi beş yılın hatırasıydı.
Yıldönümümüze iki ay kala sonunda cesaretimi toplayıp ona sordum.
Akşam yemeğinde masadaydık.
“Benimle tekrar evlenir misin?” dedim.
Ayşe önce kahkaha attı.
“Ne diyorsun sen?” dedi gülerek.
Ama yüzümdeki ciddiyeti görünce durdu. Gözleri doldu.
“Ciddi misin?”
Başımı salladım.
“Evet. Aynı sözleri tekrar vermek istiyorum.”
Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
“Tabii ki evet,” dedi.
Birkaç hafta sonra tören için ne giyeceğini araştırmaya başladı. İşte o zaman sürprizi gösterme zamanı gelmişti.
Ona kutuyu uzattım.
İçinden beyaz, ince dantel örgülerden oluşan gelinliği çıkardı.
Uzun süre konuşmadı.
Sadece parmaklarını dantel desenin üzerinde gezdirdi.
“Bunu… sen mi yaptın?” diye fısıldadı.
“Bir yıldır,” dedim.
Gözleri doldu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
“O zaman başka hiçbir şey giymem,” dedi. “Benim gelinliğim bu.”
Tören günü gerçekten güzeldi.
Çocuklarımız yanımızdaydı. Dostlarımız, akrabalarımız oradaydı. Küçük bir bahçede yeniden söz verdik birbirimize. O anlarda kimsenin elbiseye nasıl baktığını bile fark etmemiştim.
Ama sorun kutlama yemeğinde başladı.
Önce birkaç kişi kendi aralarında gülüştü.
Komşumuz Mehmet kıkırdayarak,
“Ev yapımı börek tamam da ev yapımı gelinlik biraz iddialı olmuş,” dedi.
Masanın etrafında birkaç kişi güldü.
Sonra kuzenim Zeynep ayağa kalktı.
“Elbiseyi kocanın örmesi gerçekten cesurca,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “En azından modaymış gibi davranıyorsun.”
Kahkahalar biraz daha yükseldi.
Derken kayınbiraderim sesini yükseltti:
“Gerçek bir gelinlik alacak para mı kalmadı?”
O an içimde bir şeylerin çöktüğünü hissettim.
Aylarca verdiğim emeğin insanların eğlencesine dönüşmesi canımı yakmıştı. Başımı eğdim. Kimseyle göz göze gelmek istemiyordum.
Ama tam o anda sandalyenin sesi duyuldu devamı icin sonrki syfaya gecinz...