Düğün pastası kesilirken “şaka olsun” diye nişanlım yüzümü pastaya bastırdı – ben neredeyse ağlayacakken, kardeşim herkesi şok eden bir şey yaptı.
Nişanlım Emre’yi aileme tanıttığım günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Babamı yıllar önce kaybetmiştik. O günden sonra hayatımızda iki kişi birbirine daha da sıkı tutunmuştu: annem ve ağabeyim Rıza. Rıza benim için sadece bir ağabey değil, aynı zamanda yarım kalan baba boşluğunu doldurmaya çalışan bir koruyucuydu. Bu yüzden hayatıma girecek insan onun için çok önemliydi.
Emre’yi ilk kez eve getirdiğimde biraz gergindim. Ama akşam beklediğimden iyi geçmişti. Annem Emre’nin kibar tavırlarını sevmişti, Rıza da başta mesafeli olsa da sonunda başını sallayıp, “Seni mutlu ediyorsa sorun yok,” demişti.
O onayı almak benim için çok şey ifade etmişti.
Aylar hızla geçti ve sonunda düğün günü geldi. Yaklaşık 120 kişinin davetli olduğu güzel bir salon hazırlanmıştı. Annem masasında gururla oturuyor, misafirlerle konuşurken gözleri parlıyordu. Rıza koyu renk takım elbisesiyle köşede duruyor, zaman zaman bana bakıp hafifçe gülümsüyordu.
Emre ise sürekli elimi tutuyor, kulağıma “Bugün hayatımın en güzel günü,” diye fısıldıyordu.
O an gerçekten dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyordum.
Gece ilerledikçe müzikler çalındı, danslar edildi, kahkahalar yükseldi. Sonunda herkesin beklediği an geldi: pasta kesme.
Üç katlı beyaz pasta salonun ortasına getirildi. Üzerinde küçük çiçek süslemeleri vardı. Tam hayal ettiğim gibi görünüyordu. İçimden, “Bu anı yıllarca hatırlayacağım,” diye geçirdim.
Emre’yle yan yana durduk. Fotoğrafçı kamerayı kaldırdı. Alkışlar başladı.
Elimi bıçağın üzerine koydum, Emre de elini benimkinin üstüne koydu. Gülümsüyorduk.
Tam ilk dilimi kesecekken Emre bana baktı. Yüzünde garip bir sırıtış vardı.
Bir saniye sonra başımı sertçe öne itti.
Yüzüm pastaya gömüldü.
Her şey bir anda oldu.
Salondan bir gasp sesi yükseldi.
Gözlerime krema kaçtı, duvağım ve saçım yapış yapış olmuştu. Gelinliğimin üstü bile pastayla kaplanmıştı.
Bir an olduğu yerde donup kaldım.
Kalabalığın bir kısmı ne yapacağını bilemedi. Bazıları utangaç bir şekilde güldü. Ama çoğu insanın yüzünde şaşkınlık vardı.
Annem ağzını kapatmış bana bakıyordu.
Emre ise kahkahalar atıyordu. Parmaklarıyla yanağımdaki kremayı silip ağzına götürdü.
“Hmm… Tatlıymış,” dedi.
O an içimde bir şey kırıldı.
Gözlerim doldu ama ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Tam o sırada sandalyenin sertçe sürtündüğünü duydum.
Başımı kaldırdım.
Rıza ayağa kalkmıştı.
Yüzü taş gibiydi. Çenesi sıkılmış, gözleri Emre’ye kilitlenmişti. Salondaki herkes ona bakıyordu.
Rıza ağır adımlarla bize doğru yürüdü.
Salonda iğne düşse duyulacak bir sessizlik vardı.
Emre hâlâ gülüyordu. “Ne var abi? Şaka yaptık işte,” dedi.
Rıza birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı. Saçımdaki kremaya, mahvolmuş duvağıma ve gözlerimde biriken yaşlara.
Sonra Emre’ye döndü.
“Şaka mı?” dedi sakin ama sert bir sesle.
Emre omuz silkti. “Abartmayın ya.”
O an Rıza elini uzattı.
Bir an herkes onun Emre’ye vuracağını sandı devamı icin sonrki syfaya gecinz...