Ama Rıza pastanın kenarından büyükçe bir parça aldı.
Ve hiç beklenmedik bir şekilde…
Tüm o parçayı Emre’nin yüzüne bastırdı.
Salon bir anda karıştı.
Bazı misafirler şaşkınlıkla bağırdı, bazıları alkışladı.
Emre geriye sendeledi, takım elbisesi kremayla kaplandı. Az önce attığı kahkaha tamamen kaybolmuştu.
Rıza bir adım geri çekildi ve çok net bir sesle konuştu.
“Bir kadını herkesin önünde küçük düşürmek şaka değildir.”
Kimse konuşmuyordu.
“Benim kız kardeşim saygıyı hak ediyor,” diye devam etti.
O an içimdeki düğüm biraz çözüldü.
Emre etrafına bakındı. İnsanların çoğu ona değil bana bakıyordu. Ve ilk kez yüzünde gerçek bir utanç gördüm.
Ama iş işten geçmişti.
Ben yavaşça duvağımı çıkardım. Elbisemin üzerindeki kremayı silmeye çalıştım.
Sonra Emre’ye baktım.
“Bir insan en çok mutlu olması gereken günde sana saygı göstermiyorsa,” dedim, sesim titreyerek, “diğer günlerde hiç göstermez.”
Salon hâlâ sessizdi.
Ben annemin yanına yürüdüm. Annem elimi tuttu.
Arkamdan Rıza geldi.
O gece düğün planlandığı gibi devam etmedi.
Ama hayatımın en önemli gerçeğini o gün öğrendim:
Bazen bir insanı kaybetmek, kendini kaybetmekten çok daha iyidir.