Bayram sabahı eşimin mezarına gittiğimde, toprağın üzerinde el örgüsü, yepyeni bir bebek patiği duruyordu. Etrafa bakınırken yaşlı bir adam yanıma yaklaştı ve "Kocan ölmeden bir gün önce bu patiği bana verip, 'Asıl emanetim sana, karım bunu asla bilmemeli' demişti" diyerek cebinden bir mektup çıkardı.
Rüzgâr, mermer mezar taşlarının arasında ince bir ıslık çalarak esiyor, bayram sabahının o tuhaf, buruk sessizliğini daha da derinleştiriyordu. Gözyaşlarım kurumuş toprağa damlarken, az önce duyduğum sözlerin beynimde yarattığı yankıyla dona kalmıştım.
Yaşlı adamın nasırlı elleri titriyordu ama bakışları bir o kadar kararlıydı. Uzattığı sararmış zarfa bakarken, kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. Toprağın üzerindeki o yepyeni, mavi bebek patiğine ve ardından adamın elindeki zarfa baktım. Zarfta Kerem’in o çok iyi bildiğim, telaşlı ve eğik el yazısı vardı: “Sadece Elif’e…”
"Sen… Sen kimsin?" diyebildim nihayet, sesim çatallı ve fısıltı gibi çıkmıştı. "Kerem neden böyle bir şey söylesin? Ne emaneti?"
Yaşlı adam derin bir iç çekti. "Adım Tahir. Kerem’in rahmetli babasının eski bir silah arkadaşıyım. Benden bu sırrı mezara götürmemi istedi kızım. Seni uzaktan korumamı, bu emanete gözüm gibi bakmamı tembihledi. Ama aylardır seni izliyorum. Her gün buraya gelip bu toprağın başında yavaş yavaş yok oluyorsun. Kerem senin yaşamanı isterdi, nefes almayı bırakmanı değil. Tehlike geçti, o yüzden yeminimi bozuyorum. Oku."
Zarfı alırken ellerim buz gibiydi. Kağıdın hışırtısı, o an dünyadaki tek ses gibi geliyordu. Mektubu açtım. Gözyaşlarım kelimelerin üzerine damlamasın diye başımı hafifçe geriye atarak Kerem’in satırlarını okumaya başladım:
“Canım karım, her şeyim, Elif’im...
Eğer bu mektubu okuyorsan, korktuğum başıma gelmiş ve o 'trafik kazası' sandığın şey beni senden koparmış demektir. Sana yalan söylediğim, bu sırrı senden sakladığım için beni affet. Ama bil ki, yaptığım ve yapacağım her şey seni korumak içindi.
Hatırlıyor musun sevgilim? Geçen kış, gönüllü çalıştığın çocuk esirgeme kurumuna kimsesiz bir bebek getirilmişti. Sabaha kadar başından ayrılmamış, ona 'Umut' adını vermiştin. Ertesi sabah kurum müdürü bize bebeğin aniden kalbinin durduğunu ve vefat ettiğini söylediğinde, günlerce benim omzumda ağlamıştın. Bizim hiç çocuğumuz olmamıştı ve sen o bebeği ruhunla benimsemiştin.
Elif, Umut ölmemişti devamı icin sonrki syfaya gecinz...