Bugün de her ayın on beşi olduğu gibi, o bildik, gri sabahlarımdan birine uyanmıştım. Emekli maaşımı çekmek, pazar alışverişimi yapmak ve akşamına sessiz, tek odalı evimde televizyonun soluk ışığı altında çayımı yudumlamak… Yirmi beş yıldır hayatım bu rutinin etrafında, renksiz bir döngü halinde akıp gidiyordu. Yaşadığım acılar beni insanlardan soyutlamış, içimde koca bir boşlukla yaşamayı öğretmişti. Adımlarımı sürüyerek geldiğim bankada, numaratörden sıramı alıp beklerken aklımda sadece ödemem gereken faturalar vardı.
Ta ki o cümleyi duyana kadar.
"Siz benim 25 yıl önce çöpe bırakılan annem olabilir misiniz?"
Cümle, bankanın yüksek tavanlı, mermer duvarlarında yankılanıp kulaklarıma ulaştığında, zaman benim için adeta durdu. Arkamda sırasını bekleyen insanların homurdanmaları, numaratörün mekanik 'ding-dong' sesi, dışarıdan gelen korna gürültüleri… Hepsi bir anda bıçak gibi kesildi. Banka şubesinin içine ağır, ürpertici bir sessizlik çöktü. Sadece camın arkasında duran, gözlerinden yaşlar süzülen o genç kadının yüzü kaldı geriye. Yakasındaki parlak metal isimlikte "Aslı" yazıyordu.
Ellerim titremeye, dizlerimin bağı çözülmeye başladı. Ayakta kalabilmek için gişenin soğuk ahşap kenarına sıkıca tutundum. "Ne... ne diyorsun sen kızım?" diye fısıldayabildim güçlükle. Sesim çatallıydı, boğazımda sanki yutkunamadığım cam kırıkları vardı.
Aslı, cam bölmenin altındaki dar boşluktan uzattığım nüfus cüzdanımı ellerinin arasında sımsıkı tutuyordu. Gözlerini kimlikteki fotoğraftan ayırmadan, "Kimliğinizdeki fotoğraf..." dedi hıçkırarak. "İsminiz... Leyla. Beni bulan temizlik işçisi, üzerimdeki eski battaniyenin köşesine kırmızı iplikle 'Leyla'nın umudu' işlendiğini söylemişti. Yetimhanede o battaniyeye sarılarak büyüdüm ben. Ve yüzünüz... Her gece rüyamda beni izleyen, saçlarımı okşayan ama bir türlü dokunamadığım o şefkatli yüz. Sizi nerede görsem tanırdım. Lütfen doğruyu söyleyin, canımdan can koptuğunu hissettiğim o gece, beni neden o soğuk karanlığa, o çöp konteynerine terk ettiniz?"
Beynimin içinde şimşekler çakıyordu. Yirmi beş yıl önce... Hayatımın en karanlık, en dehşet verici gecesi bir kabus gibi gözlerimin önüne serildi. Merhametten yoksun, zalim kocamın sudan bir sebeple bana uyguladığı şiddet yüzünden yedi aylık hamileyken kanlar içinde apar topar hastaneye kaldırıldığım o fırtınalı Kasım gecesi.
"Ben..." dedim, kelimeleri toparlamakta zorlanarak. Havada asılı kalan bu ağır sessizlik, tüm banka müşterilerini ve çalışanları adeta büyülemiş, herkes nefesini tutarak bize kilitlenmişti. "Ben seni çöpe bırakmadım... Ben bebeğimi toprağa verdim!"
Sözlerim, bankanın ortasına düşen bir bomba etkisi yarattı. Güvenlik görevlisi ne yapacağını bilemez bir halde bize doğru hamle yaptı ama sıradaki yaşlı, tonton bir teyze onu kolundan sıkıca tutarak durdurdu. Herkes, yıllarca kanayan bir yaranın, bir mucizeyle kapanma anına tanıklık ediyordu devamı icin sonrki syfaya gecinz...