Nefesim boğazıma dizildi. Dile kolay, tam kırk yıl… Çocukluğumun geçtiği, saçlarıma kurdeleler takıp seksek oynadığım, ilk bisikletimi sürdüğüm bu dar sokaklara adım attığımda, zamanın burada adeta donup kaldığını hissetmiştim. Paslı kepenkleri yarı yarıya inik bakkal dükkanının önünden geçerken, içeriden gelen o tanıdık, kekik ve taze sabun kokusu beni bir anlığına geçmişe savurmuştu. Ve sonra o ses… Yaşından beklenmeyecek bir gürlükte, titrek ama kararlı:
"Sonunda geldin, Selma. Sana vermem gereken bir emanet var."
Arkama döndüğümde, saçları pamuk gibi bembeyaz olmuş, yüzündeki her çizgiye bir ömrün hüznü sığmış İhsan Amca'yı gördüm. Gözlüklerinin üzerinden bana bakarken, sanki kırk yıldır her gün kapıdan girmemi beklemiş gibi bir hali vardı. Beni onca yıl sonra nasıl bir çırpıda tanıdığını sormaya bile fırsat bulamadan, tezgahın arkasına doğru ağır adımlarla yürüdü. Eğildi, tahta rafların en altından, üzeri yılların tozuyla kaplanmış, ceviz ağacından oyma, ağır bir kutu çıkardı. Kutuyu titreyen elleriyle bana uzatırken gözleri dolmuştu.
"Baban…" dedi yutkunarak. "Babanızın bu mahalleden apar topar taşındığınız günün gecesi, sırılsıklam bir halde dükkanıma gelip bunu bana bıraktı. 'Kızım bir gün buraya kesinlikle geri dönecek İhsan, o güne kadar bu sende kalsın. İçindeki sır sadece ona ait,' dedi."
Babam… Onu kaybedeli yirmi yıl olmuştu. Biz bu mahalleden aniden, hiçbir eşyamızı bile doğru dürüst toplamadan, adeta birilerinden kaçarcasına, gece yarısı taşınmıştık. O günden sonra babam bir daha asla eski günlerden bahsetmemiş, "eski mahalle" konusu evde adeta yasaklanmıştı. Neden memleketimizden bu kadar uzağa savrulduğumuzu hiç öğrenememiştim. Kutunun üzerindeki kalın toz tabakasını elimle sildim. Kapağın üzerine babamın baş harfleri kazınmıştı. Kalbim göğüs kafesimi delecekmiş gibi atıyordu.
Kutunun kilidi yoktu. Kapağı yavaşça araladığımda, içinden sararmış, kalın bir zarf ve ucu hafifçe paslanmış, ağır, işlemeli demir bir anahtar çıktı. Zarfın üzerinde, babamın o tanıdık, inci gibi el yazısıyla tek bir cümle yazılıydı: Gerçeklerle yüzleşme vakti.
Titreyen parmaklarla zarfı yırttım. Mektup şöyle başlıyordu:
"Canım kızım, eğer bu mektubu okuyorsan, o sokağa dönmüşsün demektir. Yıllarca sana haksızlık ettiğimi, bizi doğup büyüdüğümüz yerden nedensizce kopardığımı düşündün. Ama bilmediğin çok karanlık şeyler vardı. O yıl, mahallemizin altından geçen ve Roma dönemine ait olduğu söylenen devasa tarihi dehlizleri tesadüfen keşfetmiştim. Şehri ele geçiren o yozlaşmış harfiyat şirketleri de bunu öğrenmişti. Sırf o paha biçilemez tarihi dokuyu yağmalayıp yerine dev binalar dikebilmek için, evlerimizi 'kaza' süsü vererek yakmayı planlıyorlardı. Karşılarına çıktığımda beni ailenizle tehdit ettiler. Sizi korumak için susmak ve kaçmak zorundaydım. Ama kanıtları onlara bırakmadım. Eski evimizin arka bahçesindeki kömürlükte, duvardaki gevşek taşın arkasında gizli bir kapak var. Bu anahtar orayı açar. Mahallenin tarihi haritaları, o şirketlerin yasa dışı planlarını ifşa eden tüm belgeler orada. O belgeler bu mahalleyi kurtaracak tek şey."
Şaşkınlıktan donakalmıştım. Babam yıllarca bir sırrın yükünü tek başına omuzlamış, ailesini korumak için sessiz bir kahramanlık yapmış, bedelini ise yurdundan sürgün edilerek ödemişti. "Ev," diye fısıldadım aniden irkilerek. "İhsan Amca, bizim eski ev duruyor mu?"
İhsan Amca'nın yüzü gölgelendi, telaşla camdan dışarı baktı. "Çok zor yetiştin kızım. O sokağın başındaki evlerin hepsini o malum şirket sonunda satın aldı. Yıllardır burayı yıkmak için uğraşıyorlardı. Yarın sabah yıkım ekipleri gelecek. Dozerler şimdiden sokağın başına park etti."
Zamanım yoktu. Kutuyu ve anahtarı cebime atıp dükkandan fırladım. Yokuş aşağı, nefes nefese koşmaya başladım. Sokaklar daralıyor, anılar gözümün önünde bir film şeridi gibi canlanırken, bir yandan da göğsümdeki heyecan fırtınası büyüyordu. Nihayet, sokağın sonundaki iki katlı, ahşap cumbalı evimizin önüne geldim. Camları kırılmış, bahçesini yabani otlar basmıştı. Sokağın başında gerçekten de devasa iş makineleri sarı dişlerini göstererek sabahı bekliyordu. Etrafta devriye gezen güvenlik görevlilerinin olmamasını fırsat bilip, yıkık duvardan arka bahçeye atladım devamı icin sonrki syfaya gecinz...