Dışarıda, İstanbul’un o meşhur kurşuni gökyüzü, şehrin üzerine ağır bir yorgan gibi serilmişti. Sokak lambaları henüz yanmış, yağmurun ıslattığı kaldırımlarda titrek yansımalar oluşturuyordu. Evimin içindeki sessizlik, sadece eski duvar saatinin ritmik "tık-tık"larıyla bozuluyordu. Tam o sırada, o sessizliği bıçak gibi kesen bir ses duyuldu: Kapı çalıyordu.
Günün bu saatinde kimseyi beklemiyordum. Merakla ve hafif bir tedirginlikle kapıya yöneldim. Gözetleme deliğinden baktığımda, üzerinde gri, eski ama oldukça zarif duran bir palto olan, yüzü derin çizgilerle örülmüş, gümüş saçlı bir adam gördüm. Kapıyı araladığımda soğuk rüzgar içeri süzüldü. Adam, gözlerimin içine öyle derin, öyle tanıdık bir şefkatle baktı ki, bir an nefesimin kesildiğini hissettim.
Sessizliği o bozdu: “Bir gün geleceğimi biliyordun. Ben senin yıllardır aradığın kişiyim.”
Bu cümle zihnimde yankılanırken, içimde yıllardır bastırdığım o eksiklik duygusu bir yanardağ gibi lavlarını püskürtmeye başladı. Şaşkınlıktan tek kelime edemiyordum. Onu içeri davet ettim. Oturma odasına geçtiğimizde, hareketleri o kadar vakur ve rahattı ki, sanki bu evde daha önce binlerce kez bulunmuş gibiydi.
“Kimsiniz?” diyebildim sonunda sesim titreyerek. “Babam mı? Yoksa kaybolan geçmişimden bir parça mı?”
Adam gülümsedi. Bu gülümseme, sonbahar güneşinin soğuk bir odayı ısıtması gibiydi. Cebinden eski, deri kaplı bir defter çıkardı. Sayfaları sararmış, kenarları aşınmıştı. Defteri masanın üzerine bıraktı.
“Ben bir katil değilim, bir hırsız da… Ben sadece bir emanetçiyim,” dedi sesi kadife gibi yumuşak bir tonla. “Sen yıllardır neyi arıyorsun Aras? Parayı mı? Kariyeri mi? Yoksa o bitmek bilmeyen ‘ben kimim?’ sorusunun cevabını mı?”
Aras… Adımı biliyordu. Onu hiç görmemiştim ama o beni tanıyor gibiydi. “Ben,” dedim yutkunarak, “ben çocukluğumda yarım kalan o masalın sonunu arıyorum. Annem ve babam o kazada gittiğinde, sadece isimlerini ve birkaç soluk fotoğrafı miras bıraktılar bana. İçimde kocaman bir boşlukla büyüdüm.”
Yaşlı adam defteri bana doğru itti. “Bu defter, babanın notları. Ama bunlar sıradan notlar değil. O bir yıldız gözlemcisiydi, evet, ama aynı zamanda bir ‘An Koleksiyoncusu’ydu. İnsanların en mutlu oldukları anları, o anlardaki ışığı ve enerjiyi formüle etmeye çalışırdı. Bu defterde seninle geçirdiği o ilk beş yılın her dakikası, her kahkahan, döktüğün her gözyaşının anlamı var devamı icin sonrki syfaya gecinz...”