Yeni doğmuş ikiz kızlarımı doğumdan hemen sonra kaybettim… ama beş yıl sonra onları başka bir kadınla birlikte bir kreşte gördüm.
Hayatımın en mutlu günü olması gereken o gün, aynı zamanda hayatımın en büyük kabusuna dönüşmüştü.
Doğumum çok zor geçmişti. Saatler süren sancının ardından iki küçük kız dünyaya getirmiştim. Doktorlar onları bana sadece birkaç saniyeliğine göstermişti. İkisi de minicikti, kırılgan görünüyordu. Ama ikisinin de gözleri açıktı… ve o anda dikkatimi çeken bir şey vardı.
Tıpkı benim gibi, birinin gözü ela, diğerinin gözü maviydi.
Hemşireler onları hemen alıp götürdüler. Bana ameliyat gerektiğini söylediler. O an hiçbir şeyin farkında değildim. Sadece kızlarımın iyi olduğunu bilmek istiyordum.
Uyandığımda ise dünya başıma yıkıldı.
Doktorlar bana ikizlerimin ani bebek ölümü sendromu nedeniyle hayatını kaybettiğini söylediler. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki cenazelerine bile yetişememiştim.
O günden sonra hayatım parçalandı.
Eşim bu acıya dayanamadı. Birkaç ay sonra evi terk etti. Bir daha da geri dönmedi.
Geceleri uyuyamıyordum. Uyuduğumda ise sürekli aynı rüyayı görüyordum. İkizlerim karanlık bir odada ağlıyor, bana doğru ellerini uzatıyordu.
“Anne… bizi eve götür…”
Psikologlar bunun yas sürecinin bir parçası olduğunu söyledi. Ama içimdeki bir ses hiçbir zaman tamamen susmadı.
Sanki bir yerde, bir şeyler yanlış yapılmıştı.
Beş yıl geçti.
Yeni bir başlangıç yapabilmek için başka bir şehre taşındım. Küçük bir anaokulunda yardımcı öğretmen olarak iş buldum. Hayatımı yeniden kurmaya çalışıyordum.
İlk iş günümde sınıfa girdiğimde kalbim bir anda duracak gibi oldu.
Sınıfın köşesinde yan yana oturan iki küçük ikiz kız vardı.
Saçları, yüz şekilleri, hatta gülüşleri…
Hepsi bana ürkütücü derecede tanıdık geliyordu.
Sonra en korkutucu detayı fark ettim.
Birinin gözü ela, diğerinin gözü maviydi.
Dünyam bir anlığına sessizleşti.
Kızlar beni fark edince bir anda donup kaldılar. Birkaç saniye boyunca birbirimize bakakaldık.
Sonra birden ayağa fırladılar ve bana doğru koşmaya başladılar.
Boynuma sarıldılar.
“Anne! Anne! Sonunda geldin!”
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
“Bizi almaya geleceğini biliyorduk!” diye bağırıyorlardı.
Bacaklarım titriyordu. Nefes almakta zorlanıyordum.
Bu imkânsızdı.
Benim kızlarım ölmüştü.
Ama o gün boyunca kızlar yanımdan hiç ayrılmadı. Bana sürekli “anne” diye seslendiler. Bana sarıldılar, elimi tuttular.
Ve en tuhafı… içimde bir yer onların gerçekten benim çocuklarım olduğunu fısıldıyordu.
Akşam olduğunda kapı açıldı.
Bir kadın içeri girdi.
“Çocuklar, hadi eve gidiyoruz,” dedi.
Ama kızlar hemen arkasına saklanmadı. Tam tersine bana sarıldılar.
“Biz bu öğretmenle kalmak istiyoruz,” dediler.
Kadın şaşkın görünüyordu. Onları nazikçe ikna etmeye çalıştım.
Kızlar sonunda onunla gitmeyi kabul etti.
Tam çıkacaklarken kadına dönüp konuşmadan edemedim.
“Affedersiniz… ama kızlarınız bana çok benziyor. Bugün sürekli bana anne dediler…”
Kadın bir anda dondu devamı icin sonrki syfaya gecinz...