Sonra bana dikkatlice baktı.
Yüzündeki renk yavaşça soldu.
Ve o anda onu tanıdım.
Beş yıl önce hastanede beni ameliyata götüren hemşirelerden biriydi.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Kadın bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Sanırım… artık gerçeği bilme zamanı geldi,” dedi.
Dünya başıma yıkılmış gibiydi.
Kadın gözlerini yere indirdi.
“Beş yıl önce o hastanede çalışıyordum. O gün doğum yapan sen değildin sadece… ben de oradaydım. Çocuğum olmuyordu. Yıllarca tedavi görmüştüm. Ama doktorlar artık umut olmadığını söylemişti.”
Sesinin titrediğini fark ettim.
“Sen ameliyata alınırken… bebeklerin tamamen sağlıklıydı.”
Kanım dondu.
“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadım.
Kadın gözlerime baktı.
“Onları ben aldım.”
O an zaman durdu.
“Bebeklerin ölmedi,” dedi. “Onları kendi çocuklarım gibi büyüttüm.”
Kalbim parçalanıyordu.
“Beş yıl boyunca her gün bununla yaşadım. Her gün suçluluk duydum. Ama bugün… seni görünce… kızların sana koştuğunu görünce…”
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Artık bunu saklayamayacağımı anladım.”
Arkamdaki duvara tutunmak zorunda kaldım.
Kızlar ise şaşkınlıkla bize bakıyordu.
Yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm.
“Gerçekten… benim kızlarım mı?” diye sordum.
Kadın başını eğdi.
“Evet.”
Kızlar bana doğru yaklaştı.
Bir tanesi yanağıma dokundu.
“Anne… neden ağlıyorsun?” diye sordu.
Onları kollarıma aldım.
Beş yıl boyunca içimde kalan boşluk, o anda dolmuş gibiydi.
Ama o an şunu da biliyordum.
Bu hikâye daha yeni başlıyordu.
Çünkü bazen kaybettiklerimizi geri bulduğumuzda… hayat bize ikinci bir şans verir.
Ve ben o gün, anneliğimi geri kazanmıştım.