Eşimin 35. doğum günü için ailecek bir tatil planladım ama sabah uyandığımda yerime “başka bir misafirin” geçtiğini öğrendim.
Bu fikir tamamen bana aitti. Eşim uzun zamandır ailesiyle gerçek bir tatil yapmak istediğini söylüyordu. Sadece bir akşam yemeği değil, iki günlük bir ziyaret hiç değil; birlikte uçağa binilen, valiz açılan, havuz başında uzun sohbetler edilen bir tatil. Henüz çocuğumuz yoktu, işimde terfi almıştım ve maddi olarak rahattık. “Tam zamanı,” diye düşündüm. 35. yaşı bunun için kusursuz bir bahaneydi.
Antalya’da, denize sıfır, her şey dahil bir otelde üç oda ayarladım. Uçak biletleri, transfer, hatta sürpriz bir doğum günü pastası… Hepsi hazırdı. Ailesi teşekkür etmiş, eşimse “Hayatımda aldığım en güzel hediye bu olabilir,” demişti. O an içim gururla dolmuştu.
Tatil öncesi gece erken yattım. Eşim bana alışık olmadığım bir şekilde ıhlamur getirdi. “Sabah erken kalkacağız, iyi uyu,” dedi. Gülümsedim. Bardaktaki buhar yüzüme vururken içimde tuhaf bir huzur vardı.
Sabah gözlerimi açtığımda o huzur yerini boşluğa bırakmıştı.
Ev sessizdi. Fazla sessiz.
Telefonumda tek bir mesaj vardı:
“Seni uyandırmaya çalıştım ama çok derin uyuyordun. Uçağı kaçıramazdık. Bilet yanmasın diye annemin bir arkadaşının adına değiştirdim. Umarım anlarsın.”
Kalbim göğsüme çarptı. Alarmlarımı kontrol ettim. Hepsi susturulmuştu. Ben susturmamıştım.
Midem düğümlendi. O ıhlamurun tadını yeniden hatırladım. Aşırı tatlıydı. Normalden farklıydı.
Havayolu uygulamasına girdim. Aynı gün öğleden sonra bir uçuş daha vardı. Business sınıfında tek koltuk kalmıştı. Fiyatı yüksekti ama umurumda değildi. Satın aldım.
Kimseye haber vermedim. Bavulumu topladım ve yola çıktım.
Uçakta düşünmekten kendimi alamadım. Bu bir yanlış anlaşılma olabilir miydi? Gerçekten beni uyandıramamış olabilir miydi? Ama alarmları kim kapatmıştı? Ve en önemlisi, benim yerime kim gelmişti?
Otele vardığımda resepsiyona adımı söylemedim. Doğrudan eşimin adına yapılan rezervasyonu sordum. Odanın numarasını öğrendim. Asansörde aynaya baktım. Yüzüm sakindi ama gözlerimde fırtına vardı.
Kapıyı çaldım.
Kapı açıldı.
Karşımda, ellili yaşlarında, bakımlı bir kadın duruyordu. Tanımıyordum.
Gülümsedim. “Demek kayınvalidemin arkadaşı sizsiniz, öyle mi?”
Kadının yüzündeki renk bir anda soldu. Dudakları aralandı ama kelime çıkmadı. Arkadan eşimin sesi geldi.
“Kim o?”
Sonra beni gördü.
Yüzündeki ifade… O anı asla unutmayacağım. Şaşkınlık, panik, yakalanmışlık.
“Sen… nasıl?” dedi.
“Uyanamadım ya,” dedim sakin bir sesle. “Ama ikinci uçuşu yakaladım.”
Odaya adım attım. Valizler açıktı. Kadının eşyaları eşimin eşyalarının yanındaydı. Tek yatak. Tek hayat.
“Bu annemin arkadaşı değil,” dedim. “Değil mi?”
Sessizlik.
Kadın çantasını toplamak için hamle yaptı ama ben kapının önünde duruyordum.
“Ben gideyim,” dedi aceleyle.
“Hayır,” dedim. “Kim olduğunuzu bilmek istiyorum.”
Eşim saçlarını geriye itti. “Bu… bu Derya. İşten.”
İşimden.
Yani her akşam geç kalmasına sebep olan projelerden. Telefonunu ters çevirerek masaya koymasının nedeni olan mesajlardan.
“Beni uyutmak için ne koydun o çaya?” diye sordum.
“Saçmalama!” dedi hemen. Ama gözlerini kaçırdı.
“Alarmlarımı kim kapattı?”
Cevap vermedi devamı icin ilerlyn...