Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu. Bir sonraki anda o dev pençelerin üzerime ineceğinden emindim. Gözlerimi yavaşça açtım. Ama pençe bana değil, omzumun hemen üzerindeki ağaç gövdesine indi. Kabuk büyük bir çatlama sesiyle yarıldı ve iplerden biri gevşedi.
Ayı boğuk bir homurtu çıkardı ve tekrar vurdu. Bu kez darbe daha isabetliydi. Halatın liflerinin koptuğunu duydum. Üçüncü darbeden sonra düğüm çözülür gibi oldu ve sağ kolum serbest kaldı. Uyuşmuş kaslarıma kan hücum edince dayanılmaz bir acı hissettim, fakat bu acı umut demekti.
Ayı bana doğru bir adım daha attı. Sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu; ıslak kürk, toprak ve reçine kokusunu net bir şekilde hissedebiliyordum. Gözlerinde vahşi bir öfke yoktu. Sanki bilinçli bir şekilde ne yaptığını biliyordu. Burnuyla göğsümü saran ipi itti, ardından pençesini kaldırıp düğümün olduğu yere indirdi. Halat kopup yere düştü.
Dizlerimin üzerine yığıldım. Başım dönüyordu, ciğerlerim yanıyordu. Sadece ayaklarımdaki bağ kalmıştı. Ayı birkaç saniye hareketsiz durdu, sonra pençesini dikkatlice son halata taktı ve güçlü bir hareketle çekti. O da parçalandı.
Özgürdüm.
Yere devrildim, hareket edecek gücüm yoktu. Ayı hâlâ birkaç adım önümde duruyordu. O anda zihnimde bir anı canlandı. Bir yıl önce ormanda yasadışı bir çelik kapan bulmuştum. İçinde genç bir ayı vardı; arka bacağı kan içindeydi. Büyük bir dikkatle kapanı açmış, veteriner çağırmış ve yarasını temizlemiştik. Ayı ayıldığında topallayarak uzaklaşmıştı. Gitmeden önce bir an dönüp bana bakmıştı.
Şimdi önümde duran ayının arka bacağındaki yara izini görünce içim ürperdi. İz aynı yerdeydi.
Ayı hafif bir ses çıkardı; tehdit değil, daha çok sakin bir uyarı gibiydi. Sonra başını çevirdi ve ağır adımlarla ağaçların arasına doğru yürümeye başladı. Birkaç metre sonra durdu, arkasına baktı. Göz göze geldik. Ardından ormanın derinliklerinde kayboldu.
Bir süre yerde öylece kaldım. Acı tüm bedenimi sarıyordu ama hayattaydım. Büyük bir çabayla sürünerek birkaç metre ötedeki sırt çantama ulaştım. Telefonum parçalanmıştı, fakat telsiz hâlâ çalışıyordu. Titreyen ellerimle yardım çağrısı yaptım ve bulunduğum yeri bildirdim.
Kurtarma ekibi gelene kadar geçen saatler sonsuz gibiydi. Soğuk yavaş yavaş içime işliyordu. Bilincimi kaybetmemek için kendimle konuşuyordum. Nihayet insan sesleri ve fener ışıkları gördüğümde gözlerim doldu.
Meslektaşlarım ağaç gövdesindeki derin pençe izlerini ve kopmuş halatları görünce şaşkına döndüler. Olanları anlattığımda bazıları inanmakta zorlandı, fakat yerdeki devasa ayak izleri her şeyi kanıtlıyordu.
Kaçak avcılar birkaç gün içinde yakalandı. Orman yolundaki güvenlik kameraları araçlarını kaydetmişti. Arabalarında yasadışı silahlar ve tuzaklar bulundu. Bu kez adaletten kaçamadılar devamı icin sonrki syfaya gecinz...