Sabah saat beşte gelen o telefon, hayatımı ikiye böldü.
Damadım Emre’nin sesi buz gibiydi.
“Gel kızını otobüs durağından al. Artık ona ihtiyacımız yok.”
Ne demek istediğini anlamadım. “Ne oldu?” diye sormaya çalıştım ama yüzüme kapattı. O an içime çöken korkuyu tarif edemem. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Direksiyona tutunan ellerim titriyor, kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Tek düşündüğüm şey 24 yaşındaki kızım Elif’ti.
Otobüs durağına vardığımda polis ışıkları karanlığı yırtıyordu. Ve Elif… İnce bir gecelikle, soğuk betonun üzerinde kıvrılmış yatıyordu. Yağmur saçlarından süzülüyor, yüzündeki morluklara karışıyordu. Bacağı tuhaf bir açıyla dönmüş, dudakları mosmordu.
Yanına diz çöktüm.
“Anne…” diye fısıldadı, nefesi hırıltılıydı.
O an içimde bir şey koptu.
Onu hastaneye yetiştirdiğimizde doktorlar zamanla yarışıyordu. Saatler süren ameliyat… Bekleme salonunun soğuk sandalyeleri… Duvar saatinin bitmek bilmeyen tik takları…
Sonunda doktor çıktı. Kafatası kırığı, dalak yırtılması, çoklu kırıklar ve ağır beyin hasarı. Elif komadaydı. Yaşasa bile eski haline dönmeyebilirdi.
O gece yoğun bakımda elini tuttum. Soğuktu ama ben bırakmadım. Ve o an bir karar verdim: Emre ve annesi yaptıklarının bedelini ödeyecekti.
Ertesi sabah polise ifade verdim. Elif bilincini kaybetmeden önce fısıldadıklarını anlattım. Her şeyin gümüş çatal-bıçak takımı yüzünden başladığını söylemişti. “Yanlış parlatmış.” Kayınvalidesi kollarını tutmuş, Emre golf sopasıyla vurmuştu. Sonra da onu yağmurun ortasında durağa bırakmışlardı.
Ancak işler düşündüğüm kadar kolay olmadı.
Emre’nin ailesi şehirde tanınmış, varlıklı insanlardı. Avukatları aynı gün devreye girdi. O gece Elif’in evden “psikolojik kriz” geçirerek kaçtığını, düşüp yaralandığını iddia ettiler. Otobüs durağındaki güvenlik kamerasının “çalışmadığını” söylediler. Komşular hiçbir şey duymamıştı.
Ama bilmedikleri bir şey vardı.
Otobüs durağının karşısındaki küçük marketin kamerası çalışıyordu.
Polis görüntüleri incelediğinde Emre’nin arabasının sabaha karşı durduğunu, Elif’i araçtan sürükleyerek indirdiğini açıkça gördü. Kayınvalidesi arka koltuktan çantasını fırlatıyordu. Sonra arabaya binip gittiler. Elif betonun üzerine yığılıp kaldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...