Kocam sevgilisiyle birlikte yaşamaya taşındı. Sessizce yatalak kayınvalidemi alıp ona teslim ettim. Gitmeden önce söylediğim bir cümle ikisinin de yüzünü bembeyaz yaptı…
Kocamla yedi yıldır evliydik. Evliliğimiz bir masal değildi ama oğlum ve seçtiğim yuva için her zaman elimden geleni yaptım. Düğün gününden itibaren, felç geçirmiş, vücudunun bir tarafı tutmayan ve her yemeğinde, her uykusunda bakıma muhtaç olan kayınvalidemle yaşamayı kabul ettim.
Başta bunun basit olduğunu düşündüm: O benim kayınvalidemdi, ben de onun geliniydim; ona bakmak benim görevimdi. Ama bu yükün bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim. En acı olanı ise, bu yükü benimle paylaşması gereken kişinin, yani kocamın, bunu hiç paylaşmamasıydı.
O işe gider, akşam eve döndüğünde telefonuyla oyalanırdı. Annesinin tüm bakımı, yemeği, suyu, ilaçları… hepsi benim üzerimdeydi. Sürekli şöyle derdi:
“Anneme sen benden daha iyi bakıyorsun. Ben yaparsam daha çok üzülür.”
Onu suçlamadım. Kadın evle ilgilenir, erkek çalışır diye düşündüm. Ta ki onun sadece işe gitmediğini öğrenene kadar. Hayatında başka biri vardı.
Her şey, tesadüfen gördüğüm bir mesajla ortaya çıktı:
“Bu gece yine geleceğim. Seninle olmak evde olmaktan bin kat daha eğlenceli.”
Bağırmadım, ağlamadım, olay çıkarmadım. Sadece sakin bir sesle sordum:
“Bunca yıldır görmezden geldiğin annen için ne yapmayı düşünüyorsun?”
Sustu.
Ertesi gün evi terk etti. O kadınla yaşamaya başladığını biliyordum. Aramalarıma ve mesajlarıma cevap vermedi. Odasında yatağa bağlı halde yatan kayınvalidem ise hiçbir şeyden habersizdi. Oğlunun işlerinin yoğun olduğunu ve birkaç gün içinde döneceğini sanıyordu.
Bir zamanlar yediğim her lokmayı, yaptığım her uykuyu eleştiren ve bana “Benim gelinim olmaya layık değilsin” diyen o kadına baktım. Boğazım düğümlendi. Her şeyi bırakıp gitmek istedim. Ama sonra düşündüm: insanın bir onuru olmalı.
Bir hafta sonra onu aradım:
“Müsait misin? Anneni sana getireceğim. Artık sen bakarsın.”
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra yüzüme kapattı.
O akşam, sessizce kayınvalidemi temizledim, üzerini değiştirdim, çarşaflarını düzelttim. İlaçlarını, hastane evraklarını ve eski bir tıbbi not defterini bir bez çantaya koydum.
Gece olduğunda onu tekerlekli sandalyeye oturttum ve yumuşak bir sesle şöyle dedim:
“Anneciğim, seni birkaç günlüğüne oğlumun evine götürüyorum. Biraz hava değişikliği iyi gelir. Hep aynı yerde kalmak insanı sıkar.”
Başını hafifçe salladı. Gözleri bir çocuk gibi parlıyordu. Kendi oğluna, kendisini terk etmeyi seçmiş olan evladına “geri götürüldüğünü” bilmiyordu.
Küçük bir apartman dairesine vardığımızda kapıyı çaldım. Kapıyı o açtı. İçeride, ipek bir gecelik giymiş, dudakları kıpkırmızı bir kadın vardı devamı icin sonrki sayfya gecinz...